“Bir şey artık ağır gelmiyorsa, ya da daha az geliyorsa, o nedir bilir misiniz? Yaşama sevincidir.” demiş Cemal Süreya.Artık uyanır uyanmaz aklıma bu dizeler gelmeye başlamıştı.Aynı şeyleri tekrarlamam buna neden oluyordu sanırım.Yaşamdan keyif almaya çalışıyordum.Ki dostlarım bu konuda bana çok yardımcı olurlardı.
Hikayeye başlarken söylemem gereken bazı şeyler var.Usta bir yazar olduğumu düşünmüyorum.Umarım onları size doğru dürüst anlatabilirim.Yaşadığımız bir gün üzerinden onları size anlatmaya çalışacağım.
Edip,Cem ve Nejat en samimi dostlarımdı.Onları görmediğim gün çok nadir olurdu.Yapmaktan en zevk aldığımız şey bıkmadan muhabbet etmek ve müzik geceleri yapmaktı.Özellikle arkadaş grubunuzun müzisyen olması sizi çok garip bir dünyanın içine sokuyor,bunu söylemeliyim.Doğadaki,insanlardaki her şeye bir anlam yüklüyorsunuz.Sonra bunları müziğinize isteyerek veya istemeden yansıtıyorsunuz.Bu konuda egoistlik yapmak istemem fakat en iyi bendim.Duygularımı en iyi aktardığım yer müzikti.Ve kendimi beğendiğim tek işim de buydu sanırım.Arkadaşlarım da bunu her seferinde bana söylese de önce mütevazilik yapar sonra Cem ile anlamsız yarışlara girerdik.Cem de beste yapardı.Belki güzel de yapıyordu fakat bunlara bize doğru dürüst yansıtamadığı için yaptığı bestelerin değeri geç anlaşılıyordu.Cem aramızda en konuşkan,en cana yakın,en sorumlu olanımızdı.Her işi zamanında yapar,her girdiği ortamda kendini sevdirir,bazen çenesi gereğinden fazla düşer ama yine de kendinden nefret ettirmezdi.İri yarı,orta boylarda bir adamdı Cem.Ama içindeki çocuk bizi bazen çileden bile çıkarabiliyordu.Gerçi alışmıştık artık bazen ses bile etmediğimiz oluyordu.
Edip ile Cem çocukluktan arkadaştı ve çok sıkı bağları vardı.Ben aralarına sonradan dahil olmuştum.Çabuk ısınmıştık ve yıllarımız beraber geçmişti.Daha sonra da aramıza dostluğumuzun en garip çocuğu Nejat katılmıştı.Geç katılsa da bize kendini sevdirmiş,aramıza girmeyi başarmıştı.Onu size ayrıntılı anlatacağım ama önce Edip’ten biraz söz etmem gerek.Edip dostlarım arasında kendime en benzettiğim kişiydi.Zevklerimiz ve tavırlarımız birbirine çok uyuyordu.Aynı güzellikleri görür aynı şeylere gülerdik.Bazen dinlediğimiz müzikte güzel bir tını yakaladığımızda gözlerimiz bir anda birbirimize döner hafifçe gülümserdik.Çünkü ikimiz de biliyorduk,ikimizin de bu tınıdan hoşlandığımızı.Bu yüzden Edip’i çok severdim.Müzisyen bir grup olduğumuz için Edip de müzikle çok ilgiliydi ama bence onun müzikten daha iyi bir yanı vardı;edebiyat.Yalnız kalmayı seven bir insan olduğu için duygularını yazarak aktarmayı seviyordu.Ve bu yazdıklarını bazen internette paylaşıyordu.Onun yazılarını her okuduğumda;” bu çocuk çok güzel yerlere gelecek” diyemeden edemiyordum.O kendi yazılarını hiç beğenmezdi ama çevresi(buna ben de dahil) çok beğeniyordu.Bunu ona söylediğim de utanır,sıkılır,kibarca teşekkür ederdi.Kibarlık ona çocukluktan kalmıştı ve en belirgin yanıydı belki de.
Bu yaz beraber tatile çıkmak için plan yapmıştık.Planın fikir babası Edip’ti.Herkes bu fikri çok sevdiği için kabul ettik.Ama bizim tatilimizin deniz,kum,güneş,bar gibi bir cinsten olmayacağını da belirtmek isterim.Sakin bir yere gidip,kafamızı dinleyecektik.Az insan olacaktı ve sadece biz belki de gürültü yapabilecektik.Bu yüzden tatil için Şile’yi seçmiştik.Burayı seçmemizde Nejat’ların yazlıklarının olması da büyük rol oynadı fakat bizim için bulunmaz nimetti.İşte bugün bu tatile gitmek için uyandım.Kıyafetlerimin olduğu bir çanta,gitarım ve kitabımı yanıma almıştım.Tam evden çıkıyordum ki grubun sorumlu elemanı Cem aradı.Nerede kaldığımı ve gecikmemem gerektiğini söyleyip kapamış ve tahminimce grubun diğer elemanlarını aramaya koyulmuştu.Evden çıktım.Bir dolmuşa atlayıp,Cem’in yanına doğru yola çıktım.Erken çıkmanın şansı olsa gerek dolmuşta oturabilmiştim.Elimde bu yüklerle ayakta gitmesi biraz zor olabilirdi.Yolda giderken “umarım Nejat geç kalmaz” diye geçirdim içimden.Onun en kötü huyuydu bu.Her işe geç kalırdı.Bu sefer yapmazdı umarım.Şoföre durmasını gerektiğini söyleyip dolmuştan indim.Cem arabayı hazırlamış bekliyordu.Beni görünce yanıma geldi selamlaştık.Asabi görünüyordu.Tam soracaktım ki ben sormadan lafı ağzıma tıktı:
“Nejat yine yok ortalıkta.Telefonu kapalı ulaşamıyorum da.Çıldırtıyor şu çocuk beni.Yine geç kalırsa bu sefer gerçekten fena patlayacağım.Bu kaç oldu….” diye söylenmeye başladı ki devamını yazmaya kalksam sayfalar dolacaktı.Aynı şeyleri tekrarlayıp duruyor,Nejat’a saydırıyordu.Bir an ben de sinirlenmiştim fakat Nejat güzel şeyleri kaçırmayı sevmezdi ve bu tatil için onun da hevesli olduğunu biliyordum.Bu yüzden birazdan geleceğini düşünüyordum.Ben geldikten sonra aradan 5 dakika geçti geçmedi Edip gelmişti.Gülerek:
“Nejat yine kayıplarda heralde.” dedi.Nejat ile araları çok iyiydi ve Nejat’ın sorumsuzlukları artık onu güldürüyordu.
“Aradınız mı ne zaman geliyormuş?” dedi tekrar gülerek Edip.
Cem yine asabi bir tavırla: “Telefonu kapalı,ulaşamıyorum.” dedi.
“Buna neden şaşırmadım?” diyip gülerek bana baktı Edip.
“Bekleyeceğiz başka çaremiz yok sanırım.Evin anahtarı da onda zaten.” dedim gülerek.
Ve beklemeye başladık.Beklerken tatil hakkındaki planlarımız hakkında Edip ile tekrar konuşmaya başladık.Güzel olan planlarımızı konuşmayı çok seviyorduk.Ve yine böyle bir muhabbete düşmüştük.Balkonda çalacağımız şarkıları bile şimdiden ayarlamıştık.Biz muhabbet ederken Cem’in saate bakıp,”15 dakika oldu nerede ulan bu!” diyip tekrar sinirli sinirli bir o yana bir bu yana gittiğini göz ucuyla gördüm.Şimdi sizle Edip ile aramızda geçen diyaloğu yansıtacağım ve Nejat’ı çok iyi tanıyacaksınız.Konuşmaya ben girmiştim.
“Kaç dakika verirsin Nejat’ın gelmesine?” dedim yine gülerek Edip’e
“Ohoo,onun yarım saati daha var.” dedi Edip.
“Ben daha fazla derim,yine ne bahane bulacak acaba sorumsuz herif.Kesin uyuyakaldı bu.”
“Kesinlikle,telefonu da şarj etmeyi unutmuştur.Akıl etmez ki.” dedi yine gülerek Edip.
“Aynen öyle” diyip aramızdaki kısa diyaloğu bitirdim.Konuşmamız sizi Nejat hakkında aydınlatmıştır umarım.
Aradan 35-40 dakika geçmişti ki Nejat’ı sokağın başında görmüştük.Yine o suçlu bakışını bize atıp gözünü Cem’den kaçırmaya çalışıyordu.Ben bir şey demeyecektim.Tahminimce Edip de öyle.Çünkü zaten Cem onu iyice haşlayacak gibiydi.Nejat yanımıza geldiğinde tam ağzını açıyordu ki Cem çok sakin bir ses tonuyla:
“Telefonun nerde Nejat?”
“Dün kardeşim oynarken düşürmüş,kapandı açılmıyor ya” cevabını verdi Nejat.Öyledir kesin!
Yine sakin bir ses tonuyla Cem: “Peki neden geç kaldın?”
“Ya alarm kurmuştum telefonumdan.Sonra o bozulma olayını unutup uyudum.Haliyle salak gibi ona güvendim.Geç kaldım o yüzden ya kusura bakmayın.Neyse hava daha kararmadı en azından erken gideriz.” diyip çıkarıp bir sigara yaktı.
Cem bu sefer bağırarak:”Oğlum annenden babandan bir arasana lan bizi! Arıyoruz ulaşamıyoruz,bekliyoruz burda kaç dakikadır.İnsan bir haber verir lan!” Evet bu da Nejat hakkında en çok söylenen sözdü.”İnsan bir haber verir.”
Aralarındaki tartışma pek uzun sürmedi.Tartışma boyunca Edip ile birbirimize bakıp gülüyorduk.Yine aynı şeyleri anlamaya başlamıştık.Neyse ki çok geç olmadan arabaya bindik.Yola çıktık.Arabada muhabbetler,geyikler dönmeye başlayınca yine herkes normale dönmeye başlamıştı.Cem torpidodan bizim parçalarımızın olduğu CD’yi çıkardı ve taktı.Şarkılar çalmaya başlayınca anılar da konuşmaya başlandı.”Şurda şöyle yapsak fena olmazmış…” gibi laflar dönmeye başlamış,şarkıların en hoş yerlerinde yine Edip ile göz göze gelmiştik.Grubun duygusal kişiliğinden olacaktı ki şarkılarımızın çoğunluğu duygusal ve sakindi.Bizi yansıttığı kesindi.Yolda bize sakinlik katıyordu fakat muhabbetlerimize engel olmuyordu.
Uzun ve keyifli bir yolculuğun ardından sonunda Şile’ye gelmiştik.Önce arabadan inip,itişe kakışa eşyalarımızı sırtlayıp eve doğru yürümeye başladık.Ama görünürde ev falan yoktu.Çok yürüdük.Bu sefer biz de asabileşmiştik.Söylenmeden duramadım:
“Nejat ev Şile’deydi değil mi?”
“Ya az kaldı buralarda bir yerde olması lazım.Ben de bayağıdır gelmiyorum.Buluruz şimdi.” dedi geçiştiren bir tavırla Nejat.Hava da kararmaya başlıyordu.Bir an önce yüklerimizden kurtulmak istiyorduk.Edip yanıma gelip:
“Şu denizin güzelliğine bak ya!” dedi.Doğru ya onu unutmuştum.Karadenize gelmiştim.Ama yüklerden kafamı kaldırıp etrafa bakma şansı bile bulamamıştım.Ah Nejat! Edip böyle güzellikleri kaçırmazdı,her şeyi ayrıntılı incelemeyi severdi.Kafamı arkaya çevirdiğimde gördüğüm manzara gerçekten harikaydı.Batmakta olan güneşin son ışıkları denizi hafifçe aydınlatmış,denizin içindeki kayalar sanki bir çocuk gibi minik ve gururlu bir şekilde Karadeniz ile boğuşuyordu.Gülümsedim.Edip’e dönüp:
“Bu manzaraya layık çok şarkı var.Hangi birinden başlayacağız?”dedim.
Gülerek: “Onu evde düşünürüz” cevabını verdi.
On dakika kadar yürüdükten sonra eve varmıştık.Ev tam hayalimizdeki gibi ve çok şaşırtıcı olacak bir durum; tam da Nejat’ın anlattığı gibiydi.2 katlı,balkonu denizi görüyordu.Hepimizi gülümsetmişti ev.İçeri girip derlenip toplandık.Üstümüzü değiştirip rahat bir şeyler giydik.Sonra vakit kaybetmeden Edip ile gitarlarımızı alıp balkona koştuk.Arkamızdan ellerinde biralarıyla Cem ve Nejat da geliyordu.Oturduk manzarayı en güzel gören yere.Şarkıyı sormak için Edip’e dönüp;
“Ee ne çalıy..”demiştim ki lafımı ağzıma tıkamıştı.Çoktan girmişti bile şarkıya.”Bu Havalarda Dönme Bana” şarkısını çalmaya başlamıştı.Gülümsedim ve ona eşlik etmeye başladım.Çok keyif alıyorduk.Bu şarkıyı az çalardık ama en güzel zamanlarda çalardık.Yine öyle anlardan biri olduğu aşikardı.Şarkının ardından tekrar muhabbete koyulduk.Sohbetlerimizin ardı arkası kesilmiyor arada mola vermek için gitar çalıp,şarkı söylüyorduk.Edip ile ben de kendimize birer bira almıştık.Biz de içiyorduk.Muhabbet,gitar derken o biralar iki oldu,üç oldu,dört oldu…Kafalarımız uyuşmaya başlamıştı ama her şeyin farkındaydık.Ne yaşadığın farkında olmayan tek insan vardı aramızda,tahmin edersiniz Nejat.Suskunlaşmış,garip bir hal almıştı.Kusması yakındı.Yanına ne olur ne olmaz diye bir poşet getirmişti bile Cem.Sarhoş olmaya başlayınca içimizdeki duygusallık da ortaya çıkmaya başlıyordu.Grubun şarkı söylemek için en uygun sese sahip elemanı olduğum için “şunu çalsana..” isteklerine mağruz kalıyordum ama onları kırmıyordum.Cem de duygusallaşmıştı.Yine aynı dertten dolayı kendini üzüyordu ya da üzmek istiyordu.Garipti veya takıntıydı.Nejat’ın elbet üzülecek bir şeyi vardı.Saçma bir şey bulur o yüzden duygusallaşıp,içebilirdi.Edip de sakinleşmişti.İçince o da bir çocuk gibi oluyordu.Yine aynı kızı düşünmeye başlamıştı.Az konuşmaya başlamış sadece manzarayı izliyordu.Bir ara bana dönüp;
“Kara Toprak’ı çalar mısın?” dedi.Kırmadım çalmaya başladım.Kara Toprak’ı benden dinlemeyi seviyordu buna eminim.Ben çalarken o yine uzaklara daldı.Ortamımız iyice sessizleşmişti.Şarkıyı bitirdim.Üstüne bir şarkı daha çaldım.Herkes mayışmıştı.Saat de epey geç olmuştu.Nejat zaten uyuyakalacak gibiydi.O sırada Cem zorlanarak ayağa kalkıp;
“Ben uyuyacağım” dedi.Hemen ardından Nejat da ona katıldı.İkisi de gidip yattılar.Edip ile ikimiz kalmıştık.Biraz müziklerden konuştuk.Biraz edebiyattan.Ona yine yeni hikayeler yazması gerektiğini,çok beğendiğimi söylediğim de “sağol,o zaman sen de sürekli beste yapmalısın” diyerek karşı bir iltifatta bulundu bana.Güldüm.Sonra gitarı bırakıp telefondan şarkı açmaya başladık.Herkes uyuduktan sonra her zaman aynı şeyi yapardık.Yine öyle yapacaktık.Radiohead’ten “Go Slowly” şarkısını açıp manzarayı seyretmeye koyulduk.Bundan sonra hiç konuşmazdık.Uykumuz gelene kadar en sakin müzikleri dinlerdik.Sonra aramızdan biri sızıverirdi.Diğeri onu uyandırır yerlerimize yatardık.
Bu sefer ben sızmıştım.Edip beni sessizce dürterek uyandırdı.
“Yatıyorum hadi ben de,geç yatağına sen de” dedi.Kalktım bir şey demeden uyumaya gittim.
Günü böyle tamamlamıştık.Önce bir yolculuk,ardından her zaman yaptığımız şeyler.Ama bıkmadan.Ama usanmadan.Yanımda onlar olunca yaptığım her şeyden zevk alıyordum.İlerde de yanımda olacaklarından emindim.Ve onlarla yaptığım her şey benim için özeldi.Eğlenmesini de üzülmesini de biliyorduk.Güzel günler de görmüştük,zor günler de yaşamıştık.Ama bunlar dostluğumuzu hiçbir zaman zedelememişti.
Geçirdiğimiz bu sıradan bir günü size anlatmamın sebebi onlara duyduğum özlemdir.Her günümün beraber geçtiği adamlardan şu sıralar üniversiteyi başka bir şehirde kazanmam nedeniyle ayrıyım.Onları gerçekten çok arıyorum.Yaşadığım her olayda onların verecekleri tepkiyi de düşünüyordum.Keşke olsalardı.Bir dahaki sene onlar da yanıma gelmek istiyorlar.Umarım gelirler.Çünkü onlarla yaşadığım her vakit değerli.Gençliğimiz beraber başladı,beraber yaşlanmalıydık.Gerçek dostlar hep aranırdı.Gerçek dostları mesafeler ayırmazdı,biliyordum.Gerçek dostlar senin arkandaki güçtü.Gerçek dostlar aldığın nefesti.Gerçek dostlar senin geleceğindi.Bunları biliyordum.Bu yüzden onlarla birlikte yaşlanacağımı da biliyordum.Dostu özlemek güzeldir.Kavuşmak en güzeli.Ama bazen bu durum tersine dönebiliyor.Özlemek insanı üzebiliyor.Öyle bir durumdayım,fakat atlatacağız bunu da biliyordum.
Aklıma bir söz geliyor.Bunu sizle paylaşmalıyım çünkü bizi gerçekten iyi anlatıyor; “Gerçek dostlar yıldızlara benzer,karanlık çöktüğünde ilk onlar gözükür”. İşte biz böyleyiz.Hep böyle olacağız.
Umarım onları size başarıyla anlatabilmişimdir.
Berk Baysal
Alıntılar:Cemal Süreya