Kayıt Ol
Haz 10, 2014
1110 Views
0 0

“Zaman” İlacı

Written by

Bir şeyden kaçıyordum. Bir arabanın içinden birisi bana sesleniyor, kornaya basıyor ve gittikçe hızlanıyordu. Yolun ortasında koşuyordum, kendimi ne sağa atabiliyorum ne de sola; durup kimmiş ne istiyormuş öğrenmek istedim bir ara duramadım. Sadece koşabilmeyi öğrenmiş ve bu yetisini sonuna kadar kullanmak isteyen ilkel bir bedenin içerisinde kalp atışlarımla adımlarımın senkronunu tutturmaya çalışıyordum. Bağcığımın çözüldüğünü fark ettim. Sonra ne oldu bilmiyorum. Bağcığa takılıp düşmüşümdür diye düşündüm. Karanlığın içerisinde düşünceler içinden bir türlü kurtulamıyordum. Her düşünce başka bir ihtimali her ihtimal karanlığın içerisinde başka bir düşünceyi tetikliyordu.
Gözümü açtığımda Beşiktaş İskelesi’nde elimde bir demet papatyayla bekliyor, dakikada üç kez saatime bakıyor ve sabit durmadan telaşlı ve heyecanlı bir şekilde bekliyordum. Tekrar saate baktım ve saate neden bu kadar baktığımı fark ettim. Heyecandan saatin kaç olduğuna bakmıyor, saati tasvir edecek ufak ayrıntılara bakıyordum. Vapur yanaştı, kapılar açıldı. İnen yolcuların yüzlerine bakıyordum. Gördüğüm her şey flu bir hal aldı. Görebilmek için gözlerimi kısıp olabildiğince dikkatli bakmaya çalıştım. Yaşlı bir kadının arkasından sanki o kadının gençlik yıllarındaki haliymiş gibi genç bir kız el sallıyor hızlı bir şekilde geliyordu. Bu Sibel’di. İki senedir beraberdik. İskele en büyük şahidimizdi bu duruma. Yaklaştığında arkamda tuttuğum papatyaları hızlıca ona doğru uzatıp, “Sürpriz! Bunlar senin için.” dedim. Tebessümü bütün yüzüne yayıldı.
Papatyaları almak için elini uzattı. Derin bir sessizlik oldu iskelede. Etrafıma baktım İnsanlar hareket etmiyordu sanki donmuşlardı. Hemen sonra Sibel’e döndüm papatyalara uzanan elleri havada kalmış gözlerinde donuk bir bakış vardı. Neler olduğunu anlayamadan zaman geri akıyor gibi insanlar yanaşan vapura dönüyorlardı. Sibel’in elleri papatyadan uzaklaştı ve geldiği gibi vapura dönüyordu. Yaşlı kadının arkasından el salladı ve gözden kayboldu. Ayaklarım geri geri gidiyordu. Önce iskeleye sonra ayaklarımı kontrol etmek istercesine ayaklarıma baktım. Bağcığım çözülmüştü. Sonra beni kovalayan arabanın peşinden koşmaya başladım. Koşabildiğim kadar hızlı koşuyor ve “Sibel dur!” diye bağırıyordum.
Bunun bir kabus olduğunu gözlerimi açtığımda kendimi dağınık bir çarşafın ve yarısı yataktan aşağıya inmiş yorganın içinde bulunca fark ettim. Akşam olmak üzereydi, hava kararmaya başlamıştı bile. Kış mevsiminde günler kısalırken hüzünler uzarmış. İç karartıcı bir hava vardı dışarıda. Bulutlar şehrin üzerine çökmüş bir şarkı mırıldanır gibi yağmur yağdırıyordu. Yağmur kavramı; acelesi olanlar için trafik, aşıklar için romantizm, yalnızlar ve terk edilmiş olanlar için gökyüzünden kendileri için düşen hüzün niteliğinde. Bir süre pencereden hem yağmurdan kaçan hem de yağmurun tadını çıkarıp ıslanan insanlara baktım. Yağmurda ıslanmak bir ibadet sayılmalıydı diye düşündüm. Tanrının evreni kusursuz bir düzen içerisinde yarattığına inanan insanlar neden o düzenin bir parçası olan yağmurdan kaçışıyorlardı ki. Korunmak için şemsiyeler üretilmesi tanrının gücüne gitmiş olmalı ki kar yağdırdı diye düşünmeye devam ettim. Kabus mu etkilemişti beni de bu kadar saçma düşünüyordum. Sonra kabusu düşündüm ve Sibel’i. Onu özlediğim için mi yoksa unutamamanın verdiği acıyla mı böyle kabuslar görüyorum bilmiyordum. Sonra bu ihtimalleri düşünmeye başladım. Sonra sürekli düşündüğümü düşündüm. Neden bu kadar düşünüyordum? Bir süre sonra koşarak penceremin önünden hızla geçen kedinin üşüyüp üşümediğini düşündüm ve tüylerinin onu koruyabileceğine karar verip pencerenin önünden gönül rahatlığıyla ayrıldım.
Hava almak ve birileriyle konuşma ihtiyacı hissettiğim için özensiz ve çabuk bir şekilde hazırlanıp evden çıktım. Aklıma ilk Çetin’in yanına gitmek geldi. Çetin’in Taksim’de ufak bir kafesi vardı üstelik çayı her zaman iyiydi.
Yağmurda yürüyerek bugünlük ibadetimi de yerine getirdim diye düşündüm ve hayatlarından daha renkli şemsiyeler satan insanların tekliflerini reddederek yürüdüm. Serpil de bu kalabalığın içinde midir, karşılaşır mıyız, karşılaşsak ne yapmam gerekir diye yol boyunca düşündüm. Ne düşündüğümü tam olarak hatırlamıyorum. Yol boyunca aklıma geldikçe bağcığıma bakıp durdum. Sandığımdan fazla etkilemişti bu kabuslar beni.
Çetin’in dükkanına gittiğimde ortalıkta yoktu. Birkaç gündür geç geldiğini söylediler. Sokağı görebilmek için cam kenarındaki masaya oturup demli bir çay söyledim ve Çetin’i beklemeye başladım. Pencerede yağmur damlaları asılı kaldığından dışarısı çok net gözükmüyordu. Buğulu bir sokak vardı pencerede. Sabit duran kırmızı renkli şeyin bir seyyar simitçi arabası diğer hareket eden küçük renklerinse insanlar olduğu aşikardı fakat bu buğu bütün insanları uyum içerisinde gösteriyordu. İnsanlar kavga bile etse bu buğunun arkasından dans ediyormuş gibi görüneceklerdi.
Kapı açıldı Çetin içeri girdi ve şemsiyesini kapının yanına dik bir şekilde bıraktı. Garsonlardan birisi Çetin’in yanına gidip beni gösterdi. Beni görünce yüzünde bir tebessüm oluştu ve bana doğru hızlı adımlarla geldi. Kısa bir sarılmanın ardından garsona dönüp “İki demli çay ver bize.” dedi ve karşımdaki sandalyeye oturdu.
“Sonunda sosyalleşmeye karar verdin demek. Ne zamandır evden çıkmıyorsun.” dedi Çetin, meraklı bir ses tonuyla.
Garson çayları getirdi. Çetin cevap verme konusundaki isteksizliğimi fark etmişti ve konuyu dağıtmak için kafede yaptığı ve yapmak istediği değişiklileri anlatıp benim de fikrimi soruyordu. Hava tamamen kararmıştı artık. Buğulu penceredeki karanlık sokağı aydınlatmak için sokak lambaları mesaiye başlamıştı. Renkler canlılığını kaybetmiş olsa da hareketliliğini kaybetmemişti. Bir süre havadan sudan muhabbet ettik daha doğrusu Çetin anlattı, ben sessizce yarım yamalak dinledim. Bütün dikkatim penceredeydi neredeyse. Birden Çetin’in sözünü kesip gördüğüm rüyayı anlatmaya başladım. Çetin daha rüyanın başında konunun Sibel’e geleceğinden adı gibi emindi ve söyleyeceği şeyleri aklından geçirmeye başlamıştı bile. O an “Keşke bunu Nagihan’a anlatsaydım.” diye geçirdim içimden. Moral vermek için iyi yorumlarda bulunurdu hem. Çetin beklediğim gibi anlatacaklarım bittiği anda konuşmaya başladı.
“Servet, bu şekilde hayatına devam edemezsin. Bırak artık Sibel’i unut çıkar aklından.”
“Şapka mı oğlum bu, nasıl çıkaracağım?”
“Başkasını bulalım sana. Öğlen saatlerinde burada çok güzel kızlar oluyor bak birgün çık gel. Bence ihtiyacın olan tek şey bu biraz değişiklik ve yeni birisi.”
“Başkasına neden ihtiyacım olsun Çetin, istemem sağ ol.
Biraz sessizlik oldu. İkimiz de pencereye odaklanmıştık. Acaba Çetin de renklerin uyumunu ve hareketini mi düşünüyor yoksa sadece bakıyor muydu? İnsanlar aynı yere baktıklarında değişik şeyler görürdü, Çetin ise sadece görürdü. Onun için dışarıda sadece gündelik akışı yavaşlatan bir yağmur vardı. Hayatı anlamlandıramadan ona derin anlamlar yüklemişti. Derin bir iç çekerek bana döndü biraz çekingen bir şekilde lafa girdi.
“Zamana bırakmak en iyisi o zaman. Zamanla her şeyin daha iyi olacağından eminim. Hem ne demişler zaman her şeyin ilacıdır.”
Bu öğüdü küçük çocuklar gibi itiraz etmeden kafamı sallayarak kabul ederek dinledim.
Zamanı ilaç olarak kullanmak ne kadar akıllıca olurdu? Hem satın alınamayacak kadar değerli bir şeyi ilaç olarak heba etmek kimin aklına gelmişti ki? En iyi ilaç bira içmek olmaz mıydı? Ya da Beyoğlu sokaklarında yürümek… Bazen de Beyoğlu sokaklarında bira içmek. Bunlar ilaç olabilirdi, peki zaman? Zaman işleyen bir faiz gibiydi. Zamanın bizden alacakları, zamandan alacaklarımızdan çok daha fazlaydı. üstelik yavaş geçme lüksü de yoktu. Bunları düşünüp Çetin’in varlığını tamamen unutmuşken birden lafa girdi.
“Haydi biraz çıkıp hava alalım.”
Sessizliğimizi koruyarak kalktık. Kapıya geldiğimizde Çetin kapının hemen yanında duran şemsiyesine baktı biraz duraksadı almaktan vazgeçti ve dışarı çıktı. Biraz ibadet etmek ikimize de iyi gelecekti sanırım. Bizde buğulu camların ardındaki renklere karışıp uyum içinde hareket etmeye başladık.

Avatar

Latest posts by ugursp (see all)

Article Categories:
Hikaye Öykü

Leave a Comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.