Ellerinde birinin kanının sıcaklığını hissedeceksen eğer bu ancak bir doğum arifesinde olmalı.
Bir şeyi istiyorum demek üzerine birkaç kelam iliştirmeli diye düşündüm söze girişmeden; “Ne istediğine emin olmalı insan! ” Bilmeli onu ki sahiden istiyor mu anlayabilsin. Bedelini kestirsin sahip olmanın, onunla olmanın, vazgeçmenin yahut kaybetmenin.
sorma bana,
ama ille de soracak isen eğer, önce bana sor.
aynı dilde farklılığı tatma ne denli güzeldir ki sembol ile ifade cazip gelir, olanı dönüştürmenin keyfi büyüleyicidir özünde.
Mümkün olsaydı şiirler ve şarkılar dışında insana dair işitmek istemezdim belki de, “ Sesin, sesinden olan, bana şiir gibi geliyor” başka. Fakat kelimelerden vazgeçemezdim yine de, zeminde matematikle kavuşmasından..
Herkesin dili başka aslında, ve ben kafamın içinde olmayı seviyorum; bir bir hakim olmak yerine. Bir de doğayla iç içe olmayı. Fakat doğrusu daha çok zihinle, zihnimle ilgiliyim. Çoğumuz için geçerli bu ya, yine de çokça hacimli bir mesele bende. Doğrusu seviyorumdan öte durum bildirisi olmalı bu neticesi sevmeye varan.
Kuşlarla haşır neşirliğim evvelden, hem sonra neden bilmem hiç de korkmadım sivri dişlerden. Yağmurun beni gizlemesine de gerek kalmadı sonra. Ve bir şekilde varlığımdan haberdardı altı ve sekiz bacaklılar.
Bir balinanın çığlığı, içimin acısını sindirdi kulaklarımda; bir kedi gecenin yalnızlığına mırıltısını iliştirdi sonra. Belki bu denli doğayla bütünleşebildiğim içindi zihnimle bu denli yoğun meşguliyetim, ve bu söz konusu olduğunda konuşmanın başka türlüsü mümkün oluyordu işte.
Var olanın yüceliğinin farkında olduğumdan belki, kendime ait bir dilim yok, olmadı. Benimkisi var olanı işlemekti daha çok. Böylece doğanın sırrına yavaş yavaş varabiliyordum sanki, bazen duyamayarak kopukluklara uğrasam da bu içsel akış ve veri işlemesinin takibini yapabilir oluyor,
zamanla kelimelere ihtiyaç duymadığımda, bunca öteki odaklı olduğum halde elimde birinin kanının sıcaklığını tahayyül ettiğimde; mutlu yahut üzgün, kimileri soru çözümünde, konuşma yetimi yitirdiğimde ben, doğanın kollarında yeni bir dile vakıf oldum. Dinlemeyi sevdim ve çokça susup sorabildim de kimi zaman..
Şimdi cevaplamalı; “toprağa mı vuruldum ben, yoksa karıncaların mı peşindeyim yahut sevgili küller mi dans etmeyi düşlediğim” ?
Dans ederken birkaç belirlenmiş ölçüt takibinde üst boyut;
bir ben değilim ya, yine de; kendimi zamana yaydım. Ve hiçim en çok, her şeyim de. Dilemmalı değil sözlerim, hummalı mı bilemem.
Olmayanın ortaya çıkışında deha aroması soluyoruz kendimizde. Oysa bükülür zaman ve ilişir bir nokta ötekine.
Ellerinde birinin kanının sıcaklığını hissedeceksen eğer bu ancak bir doğum arifesinde olmalı.