
Aynı yolda yürümek yıllarca
Seyre daldığımız hayat vitrininde kendimizi aramak.
Basit bir işmiş gibi görünebilir yaşamak
Öğrendiklerimizle ele avuca sığamayışlarımızdan beter.
Bu dünyayı ölümle tersten okumak
Hep yokluklardan ibaretizdir.
Kendimizden olmayandan kaçış halinde,
Perde perde yükselen yırtık bir sesle,
bir bilinmeze susuş halinde.
Sıska vücutlarda sırıtan elbiseler gibidir ruhum.
Derin karmaşalar arasında mekik dokurken,
Yorgun düşüyor, uyuyor vücudum;
Parçalanıyor elbisem, saçılıyor etrafa,
Yağma yağma kaçırıyor uykularımı
Bir yerlere kaçmak geliyor içimden,
Leylak kokuları arasında parıldayan bir nehir kenarına,
Mavi cennette süzülen kuşların kanadına,
Mahalle arasında oynayan çocukların
çamurlanmış ellerinin parmakları arasına
Ey içimde susmadan konuşan mazi!
Perişanlığın ardındaki pişmanlık gibisin,
Sonradan fark edilen,
Keşke dedirten
Yapraksız bir ağacın gölgesi gibi
Ah tanrım nedir bu gördüğüm
Kenti baştan başa yırtan sokaklar
Başımı döndüren çürümüş et kokuları
Ve inciniyor gölgesi karanlığımın.
Denizlerle kaplı yaram var bennim
Acı işte bilinen, gösterilemeyen.
Acı işte kaçılan, vazgeçilemeyen.
Acı işte Acı…
Hasan Özpolat