Kitap Gönder
Mar 11, 2018
327 Views
1 0

Açık Dilekçe

Written by


Açık dilekçe başlığını okuyunca, aklınıza halk şairi Abdurrahim Karakoç’un yazdığı:
Görmediğim bir bambaşka durum var
Sizin şehrin kızlarında savcı bey
Yaklaşanı ta yürekten vururlar
Kan kokuyor gözlerinde savcı bey! Şiirini hatırladınız ve benim yazı başlığını intihal ettiğimi zannettiniz.
Hayır, yüz kere hayır!
Ben, asla başkasına ait bir şeyi izinsiz almam, kullanmam ve de çalmam. ::))
Bu açık dilekçeyi, 4982 sayılı Bilgi Edinme Yasa Hükümlerinden doğan; hakkımı kullanmak için yazdım. Ve kamuoyu önünde paylaştığım için, adını “Açık Dilekçe” koydum.
Neyi merak ettim, kime ne soracağım, bende bilmiyorum.
Açık Dilekçeyi okuyunca, hep birlikte görecek ve öğreneceğiz.
Sevgili dostlar!
Hepimiz biliyoruz ki insanoğlu düşünen, akıl eden, yorumlayan ve de sorgulayan bir canlı.
Onun içindir ki, Fransız filozof Descartes “Düşünüyorum, o halde varım” demiş.
Filozof Descartes düşünürde, Kavlak düşünemez mi?
Ben de; Uzun zamandan beri, 15 Temmuz hain darbe girişimine kalkışanların, Türkiye Büyük Millet Meclisini bombalayanların: etnik kökenlerini, soy ağaçlarını, sorgulamak için can atıyorum.
Hangi soy ve boydan, hangi etnik kökenden, kaç kripto hain var bilmek hakkım diye düşünüyorum.
Niçin mi merak ediyorum?
Hangi etnik kökenden olduğunun ne önemi mi var?
Hiç olmaz mı?
Türkiye Cumhuriyetini yıkmaya kalkışan, TBMM bombalayan, hain düşünceyi su çekenleri, Anadolu çocuklarının bilmek hakkı!
Bir de içimdeki ses, Anadolu’yu vatan kabul eden, T.C vatandaşı olmaktan gurur duyan, samimi olarak, içinden gelerek; “Ne Mutlu Türküm Diyen” hiç kimse: Cumhuriyeti yıkmaya kalkamaz, 249 öz vatandaşını şehit etmez düşüncesi kemiriyor beynimi.
Öyleyse hainleri tanımak aziz milletin hakkı.
Öyleyse, özellikle TSK içine sızan, her kademede muvazzaf görev alan, öğrencisinden generale kadar: bu ihanetin içinde yer alanların soyağaçları incelenmeli; etnik kimlikleri kamuoyuyla paylaşılmalı ki ak koyun kara koyun belli olsun.
Mustafa Kemal’in zeki ve çalışkan diye tanımladığı, aziz diye yücelttiği Türk milleti töhmet altında kalmasın.
Hainler devşire edilsin.
İster misiniz?
Mustafa Kemal Atatürk’ün yaklaşık bir asır önce; Türk milletini uyaran, aşağıdaki sözlerini bir kere daha birlikte okuyup hafızamızı tazeleyelim.
Cevabınız evetse, buyurun yüksek sesle tekrarlayalım…
1-“Arkadaşlar! Gidip toros dağlarına bakınız, eğer orada bir tek Yörük çadırı görürseniz ve o çadırda bir duman tütüyorsa, şunu çok iyi biliniz ki bu dünyada hiçbir güç ve kuvvet asla bizi yenemez.”
2- “Necip Türk milletine ve nesl-i atiye tavsiyem şudur ki, sinesinde yetiştirerek başına geçireceği kişilerin kanındaki ve vicdanındaki cevher-i asliyeyi tahlil etmekten bir an feragat etmesin”.
Atatürk’ün yaklaşık bir asır önce Türk milletine tavsiyelerini de okuduktan sonra; açık dilekçeyi yazmamdaki haklılığımı kabul edecek misiniz?
Etseniz de etmeseniz de , “Descartes” örneği ben düşünüyorsam ve de varsam öğrenmekte hakkım olmalı.
Saniyen, 15 Temmuz’a bilinçli kalkışanlar arasında toros dağlarında ya da bir başka bölgede; dumanı tüten, Yörük çadırında doğup büyümüş bir tek Ne Mutlu Türküm diyen yoktur; diye düşünüyor olmaması için dua ediyorum.
Ya siz?

Kavlak Necati

Kavlak Necati

Güneşin doğuşu, Can Kuş'u nun Dünya'ya kanat çırpması ise,
Gün batımı da, açan güllerin solan yaprakları olmalı.
Her gün yeniden doğan, her gün yeniden ölen bir bedenin,
kafesinde çırpınıp durmak zor.
Doğduğum yöre de, taşlar topraktan daha çok.
dağında gökyüzüne, Çam ağacı yerine, Ardıç ağaçları uzanır.
Gövdesi ne tomruk olur, ne de kereste.
Kiriş diye uzatamasın onu duvarın üstüne.
Yanarken saman alevi gibidir, köz bırakmaz geride.
Büyürken fidanı su istemez.
Kışın yağan kar, ve Nisan yağmuru yeter yaşamasına. İğne yapraklarının arasında olur gılikleri.(meyve)
Önce yeşil, sonra siyah.
Acıdır tadı.
İlaç olmaz hiç bir yaraya.
İşte ben böyle bir kıraç toprağın üzerinde yeşermiş,
kökü kayaların altına uzana ağaç gibiyim.
Siz çınar da diyebilirsiniz, koyu gölgesi olan, Meşe'de. Kayın,gürgen zaten hiç olmaz bizim dağımızda.
Dereler kışın akar, yazın kurur.
Avşar'ın soylu kızları suyu kuyudan çeker kovayla.
Kulaçla ölçülür kuyunun derinliği.
Al yazmalı, beyaz tülbentli kızlar, aynayla haberleşir, yavuklusuyla.
Hala öylemi bilmem.
Ben gideli gurbet ele, değişmiştir belki, gelenek ve de töre. Belki orada da geziyordur, genç kızlar sevgilisiyle el ele.
Kim bilir?
Ben buyum işte.
Diğer kimlik bilgilerim kayıtlı nüfus kütüğümde.
İlim ilçem hepsi var.
Bence esas ben, bu satırlarda saklı.
Çözün çözebilirseniz,bu bir bilmece.....
Kavlak Necati

Latest posts by Kavlak Necati (see all)

Article Categories:
Deneme

Leave a Comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.