Yürüyorum sadece, gözlerim yere bakarken. Aklımda sayısız düşünce onları düşünmemi istiyor benden. Ancak ben eşit bir ebeveynim, çocuklarım arasında ayrım yapmam. O yüzden hiçbirisini düşünmemeyi seçiyorum.
Bu seçimi yaparken birisini seçtim ama.
Bunu söylerken de birisini seçtim.
Ve bunu söylerken de.
Etrafım karanlık ve yalnız. Ben dünyanın en yalnız ve karanlık insanıyım.
Her attığım adım beni birazcık daha ileriye götürüyor ancak benim istediğim şey bu değil. Ben artık geriye gidebilmek istiyorum. Bastığım her bir santimden sayısız kere özür dilemek istiyorum.
Ancak bacaklarım durmuyor. Kontrolümden tamamen çıkmış durumdalar.
Onları ne durdurabiliyorum ne de geriye döndürebiliyorum. Onlar benim bacaklarım değil. Siz benim bacaklarım değilsiniz.
Benim olan şeyler benim istediklerimi yapmak zorundadırlar.
Peki ya bu akıl? O bana soruyor mu ki acaba düşünmek istiyor muyum?
Tabii ki de sormuyor. Neden sorsun ki. O da benim değil. Sen de benim değilsin.
Benim olduğunu söylediğim hiçbir şey benim değil aslında. Bu gerçek benim çok uzun zamandır kaçtığım birşey.
Etrafım aydınlık ve insan kaynıyor. Ben dünyanın en parlak ve popüler insanıyım.
Herkes biryerlere doğru yürüyorlar. Bazıları gitmeye kortuğum yerlere giderken bazıları gitmek için can attığım yerleri görmezden geliyorlar.
“O bacaklar…” Diyorum. “…Onların değil.”
“O akıllar…” Diyorum. “…Onların değil.”
Hepsi benim. Onların sahip olduğu herşey benim. Çünkü benim olmalarını istiyorum.
Günüm bitmek üzere. Bu kısıtlı zamanda herşeyi almalıyım. Herşey benim olmalı.
Kafamı bir tabelaya çarpıyorum.
“Adımların gri.” Diyor tabela.
“Zaten bu yüzden herşeyi istiyorum.” Diyorum tabelaya. “Çünkü adımlarım gri.”