Aşkı bilmek için aşık olmak gerekmez, bilemedik.
Aşkı anlatsam sana , sırılsıklam aşık oldum sanabilme olasılığın yüzden tam. Bak dostum yazar ile kalemin arasındaki tutku da bir aşktır, deniz ile dalganın arasındaki bağda…
Diyeceğim o ki her şey o bankta başladı, üzerinde ‘ İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ yazdığını hatırlıyorum. Sahile paralel bir aşk müjdelemesi ne hoştu bankın, yeni bir aşkın doğuşuna Güneş de eşlik edeceğe benziyordu, korkarım epey ürküyordu pabucunun dama atılmasından zira bu aşkın tutkusu fazlaca parlayacakmış gibi duruyordu.
Bir kadın, ellerini bacaklarının arasına sıkıştırmış, kafasında bin bir türlü düşünceyle oturduğu bariz görünüyordu. Banka üç beş metre uzaklıkta bir ağaç ve ardına gizlenmiş yorgun , adım adım bıkmadan aşkı arayan bir adam. Ellerini cebine koymuş küstah bir o kadar da zavallı bir vaziyette kadına doğru yürüme cesaretini göstermiş koca yürekli adamı gayet net görebiliyordum yaşlı gözlerimle.
Aniden arkasını dönüp korkmuş bir vaziyette fazla ses çıkarmaksızın bir şeyler mırıldamıştı kadın, omzunda hissettiği sıcak bir el karşısında. Gözleri buram buram pişmanlık kokan bir adamdı karşısında duran, ensesini kapatan saçları, koyu kahve gözleri ve kirli sakallarıyla af diliyordu kadından, üstelik kadın da güzeldi ha.
Elleri cebinde yürüyen o zavallı adam olduğu yerde kalakalmış, sanki bir film izler edasıyla kendini serbest bırakmış ve gördüklerine inanamıyormuş gibiydi. Filmin son sahnesi yıkmıştı adamı zira öyle güzel öpüyordu ki kadın adamı, güneş bile doğmaya utanıyordu zaten birkaç dakika gecikmişti bu sabah, o nedenle güneşe de kırgındı adam, sevdiği kadını ona biraz daha fazla göstermediği için.
Son çare ellerini geri sararak yürümeye devam etti gözlerinden düşmesine engel olamadığı misafirleriyle beraber…
