Aşka inanır mısınız?
Ben inanmıyordum. Yani belki normal şartlarda olan bir aşka inanabilirdim. Ama ilk görüşte aşk denen saçmalığa asla… Ayrıca kendimi işime vermiş, her şeyim ‘iş’ olmuşken, aşk ile vakit kaybedemezdim. Ta ki onu görene kadar…
Saçları omuzlarına dökülen, gözleri aslan gibi bakan, bir kızdan daha güzel kakülleri olan o çocuk… Adını sanını bilmiyordum, ama ben ona ‘Aslan Çocuk’ diyecektim.
Onu ilk olarak kütüphanede ders çalışırken görmüştüm. Ablamın aldığı kitabı kütüphaneye götürmek istememiştim ilk başta; ancak her şerde bir hayır varmış işte…
Omuzlarına dökülen o kahve – siyah renkleri karışmış olan saçlarına baktım ilk önce. Çoğu kızın saçlarından daha güzeldi. Hatta benim saman gibi olan turuncu saçlarımı sollayıp geçerdi. Yüzü çok güzel ve pürüzsüzdü. Benimki gibi iğrenç çillerle dolu değildi; ne de şanslıydı bu konuda… Koyu yeşil gözleri vardı. Ve gözleri çekik gibiydi, tam emin olamadım. Ama bakışlarımı çocuğun üstünden çekmek zorunda kaldım, yanlış anlaşılmak istemiyordum…
Ablamın aldığı kitabı kütüphaneye iade ettikten sonra eve doğru adımlamaya başladım. Bu çocuğu bir daha nerede görebilirdim? Hiçbir yerde… Ama belki… Belki kütüphaneye gelirsem, her zaman olmasa bile bazı zamanlar karşılaşabilirdim! Aferin Artvinli, bazen kafan çok iyi çalışıyor…
Erkek Güzeli, Aslan Çocuk’un büyüsüne kapılıp, kendimi size tanıtmadım değil mi?
Ben Artvinli. Adımı söylemek istemiyorum. Aklınızda, adımla değil de takma adımla kalmak istiyorum çünkü. Ama takma adım, memleketimi siz sormadan size söylüyor. Fark ettiniz mi? Ah, boş verin… Saçmalıyorum!
Aslan Çocuk’u görmemin üzerinden bir hafta geçmişti, ve ben tüm dikkatimi verdiğim işimde savsaklamaya başlamıştım. O çocukla mutlaka tanışmalıydım, yoksa işlerim yoluna girmeyecekti. Düzensiz hayatım iyice bayırdan aşağı yuvarlanır hale gelmişti…
İşten çıktım. Çıkınca otobüs durağına değil, yürüme mesafesindeki kütüphaneye doğru yönümü çevirdim. Bugün ne yapıp edip, o çocukla tanışacaktım!
Kütüphaneye gelmiş, çocuğun geçen oturduğu masada boş bir koltuk bile bulmuştum! Ancak Aslan Çocuk ortalarda yoktu. Belki de bugün gelmeyecekti… Kendimi boşu boşuna yordum diye düşünürken, kapıdan giren kişiyle gözlerim parladı.
O gelmişti! Aslan Çocuk, kapıdan içeri girmişti! Onu görür görmez, cidden gözlerim parladı. Aslan yelesi gibi olan saçlarını bu sefer bir at kuyruğu yapmıştı. Yüzü açılınca, yeşil gözleri daha da ortaya çıkmıştı, üstelik gözlerinin de çekik olduğunu tam olarak görebiliyordum artık. Yanakları al al olmuş, yüzünde belli belirsiz bir tebessüm vardı. Çok hoş gözüküyordu… İnanamıyordum kendime, şair olmuştum sanki. Artvinli’den beklenmeyecek hareket!
Çocuk, benim olduğum yere gelmiş, tam da yanıma oturmuştu. Bir süre nefes almayı unuttum sanki… İnce, hoş parmakları çantasını kavradı ve fermuarını açtı. İçinden defterini ve kitabını çıkarttı. Soluksuz bir şekilde her hareketini inceliyordum. Beynim, bu anları unutmamak için kocaman bir sayfa açmış; her hareketini ayrıntılı bir şekilde resmediyordu. Parmakları bile çok güzeldi. Benim tırnaklarımdan daha güzel tırnakları vardı bir kere. Uzun ve bakımlı. Kendi ellerime baktım refleks olarak. İğrenç, şekilsiz parmaklarıma baktım. Sonra hemen bakışlarımı çektim ellerimden. Daha fazla mide bulandırmaya gerek yoktu…
“Selam.”
Duyduğum sesle, hemen yanıma döndüm. Aslan Çocuk, bana dönmüş gülümsüyordu.
“S-selam…” dedim, nefesim sesime karışırken.
“Sen buraya ilk defa mı geldin? Daha önce seni görmemiştim.”
“Şey, evet. Yani, hayır. Daha önceden de gelmiştim, ama sadece kitap teslim ettim. Şimdi sadece oturmaya geldim…” dedim. Daha da berbat edemezdim!
Aslan Çocuk ise şaşırmıştı. “Oturmaya mı geldin?”
“Eh, yani… Şey ya… Oturup kitap okumaya geldim, demek istedim…” deyip, elimi ağzıma götürdüm. Ah be, daha da beter edemezdim herhalde!
“Anladım. Adın ne senin?” deyip güldü.
“Artvinli.”
“Ne?”
“Ben adımı söylemek istemiyorum, söylemeyi sevmiyorum. Merak etme, bu sana özel bir şey değil… Öyle işte… Neyse, senin adın ne?”
“Aslan. Memnun oldum Artvinli…” deyip yine güldü.
“Bende memnun oldum…” dedim şaşkınlığımın arasından.
Ne? Aslan mı? Aslan Çocuk’un adı Aslan mıymış yani? İnanamıyorum!
Selamlar, bu benim Genç Yazı’da ilk yazım. Bunun bir öykü olmasını istiyorum, o yüzden böyle bir şey yazmak istedim. Aslında bu kurgu, en başından beri aklımda vardı, bende insan içine çıkartmaya çalıştım. Kısa olduysa -ki oldu- kusura bakmayın, bu kurgunun devam etmesi için elimden geleni yapacağım. Umarım seversiniz… Bir hatam varsa affola… İyi okumalar..