Kızılayın Kızılay olduğu, o eski günlerin birinde meşhur begüm pastanesine bir çift geldi. Mustafa ve müstakbel eşi Nilgün. Koca pastanede yalnızca iki masa doluydu. Sanki dünya onların başbaşa kalmaları için elinden geleni yapmaya çalışıyordu. Mustafa o sabah erken uyanmış, heyecanlı bir şekilde traşını olmuş, yüzünün ufak bir bölümünü de beraberinde götürmüştü. Nilgün ise, evleneceği kocasını tanıması için önüne konulmuş ilk ve tek fırsatı nasıl değerlendireceğini düşünerek uyanmıştı sabaha. Doğu kültürü iliklerine kadar işlemiş aile, Nilgün’ün Mustafa ile yalnız kalacağı “o bir saatin” tasası içindeydi. Mustafa lacivert arabasıyla geldiğinde, annesi huzursuz gözlerle balkondan Nilgün’ü takip ediyordu. Nilgün bol oksijenli köy yaşamının cildindeki yansımasını gurur nişanı gibi taşımakta, kırmızı yanakları üzerindeki kavuniçi etek-ceket ile yarışmaktaydı. Kara saçları belindeydi, bir bakan edebinden bir daha bakmamak için gözlerini yerden ayırmazdı. Halbuki güzele bakmak ne de sevaptı. Mustafa ne kadar şanslı olduğunun hem farkında, hem de değildi. Farkındaydı çünkü çevresindeki erkekler bunu unutturmuyorlardı ona. Farkında değildi çünkü sahiplik hissi, hazinenin kıymetini azaltıyordu. Pastanenin ergenlikle gençlik arasında sıkışmış kekeme garsonu az sonra oturacakları masayı düzenlemeye çalışırken, içeri girdiler. Mustafa her zaman olduğu gibi hep oturduğu köşe masaya yönlendirdi Nilgün’ü. Değişiklikleri sevmezdi. Alışılmadık, planlanmamış bir aksiyon onu huzursuz etmeye yeterdi. Mustafa atılgan bir hamle yaparak her ikisi için de limonata ısmarladı, meramını anlatmakta güçlük çeken garsonun konuşmasına fırsat tanımadan… İlk cümlesi yengem ve çocuklar nasıl oldu Mustafanın. Mustafa uzaktan akraba oldukları Nilgün’ün ailesine ayrı bir saygı duyardı. İkinci cümlesi ise eve alınacak eşyaların akıbeti ile ilgili oldu. Nilgün içten içe Mustafa’nın nelerden hoşlandığını, boş zamanlarında neler yaptığını, nasıl biri olduğunu ve kendisi niçin seçtiğini öğrenmek istiyordu. Aklından milyonlarca soru geçiyordu. Ama ağzından çıkan sözcükler Mustafa’nın sorularının yanıtlarından öteye gidemedi. Havadan sudan yapılan konuşmalarla geçen 45 dakikanın ardından kibarca müsaade isteyen Mustafa’nın Nilgün’ü eve bırakması ile tarihin gelmiş geçmiş en kısa flörtü yaşanmış oldu. Kim bilir o pastane, daha kaç söylenmemiş söze, gem vurulmuş duygulara şahitlik edecekti…