Ben her gece bu boyası biraz dökülmüş, senelerin lime lime her yerine gümüş ipliklerle anıları nakışladığı beyaz Anadol’ u görmesem çıldırabilirdim. Bunu biliyordum.
Ben her saatin iki olduğu sularda babamın verdiği bozukluklardan arta kalanlarla ekmek alınacağını bilirim. Evime yaklaşık on dakika uzaklıkta olan fırına göre öyle bir ayarlarım ki yolumu her defasında oradan geçerim. Bu gece de öyle yaptım, geçen gece de… Cüzdanımda şakırdayan meteliklerden bir ekmek alacak kadarını çıkardım ve her gece gördüğüm yüzden farklı bir adamdan bir tane, bir tanecik ekmek istedim. Fırın pek samimi gelmişti gözüme, kokular; raflarda dizili poğaçalar, ekmekler. Zeytinli, peynirli, patatesli, kaşarlı –ki en sevdiğim. Sonra çıkarım o fırından, altı boş taşlardan evime doğru yürürüm ve bilirim bu altı boş taşlar yağmurlu günlerde beni çokça rahatsız eder. Az biraz giderim ve size de bahsettiğim çoktandır da alışkın olduğum beyaz Anadol’u görürüm. Önünde bir adam. Gençlerin içtiği bira şişelerini toplayan, çöpü bir kedi naifliğinde bir bir arayan adam. Bu adam ben her geçtiğim de benle göz göze gelmekten hiç kaçınmaz nitekim ben de. Sanki gözleriyle bana selam verir ve ben o selamı büyük bir sessizlikle alırım. Sonra Anadol’ un içine takılırım, parlayan mavi ışıklarına, sökülmüş; sigara küllerinden izlerin bulunduğu deri döşemelere. Viteste duran mavi sarı tesbihe. Atlatırım ardından, hemen az ileride bir köpek bekler beni. Bu köpek sinirlidir. Kaldırımın kenarında aynı saatte benle bakışmaktan hiç çekinmez. Ve ben görüş alanımdan çıkana kadar ona bakmayı sürdürürüm, korkmadan. Çünkü bilirim korkarsam kaçarım, çünkü biliyorum ki ben her korktuğumda kaçtım. Ve bu köpek, bu kara köpek bunu biliyor.
Bir cıgara çıkarırım sonra gömleğimin sol cebinden. İnce, sıkı bir cıgara. Hemen sağımda bir eskici olur tam da o sıra. Dolaplar, masalar, koltuklar… Bir de beşik vardır o eskicide. Çoktandır yerinden dahi kıpırdatılmamış bir beşik. Ben bu beşiği bayadır görmeme rağmen bu gece farklı şeyler hissettim o beşiğe karşı. O beşiğe girecek kadar küçük olduğum yaşları düşündüm. Her şeyden habersiz, ana sütüne muhtaç. Kardeşimin olmadığı, büyük koca koca kamyonlarımın olduğu zamanları. Halıların püsküllerinden korktuğum zamanları. Babaannemin sanki de iki eli cebinde bir esnaf gibi bana masallar uydurduğu zamanları. Herkesin yalan söylediği, kimsenin birbirini anlamadığı zamanları. Benliğimin farkında olmayışımı. Pek sonra geçer bu sevdam, yürümeye koyulurum tekrardan. Ağaçlardan yapraklar kopararak yürümeye… O yaprakları kopardığım gibi atmaya başlarım, en uzağa, upuzağa. Hiçbir zaman istediğim kadar uzağa atamam. Ama biliyorum ki ben küçükken iyi taş atardım, belki de mahallenin en iyi atanı bendim.
Eve varırım bir vakit sonra, karnında mavi plastiği olan anahtarımla kapıyı açarım ve o günlerdir aradığım ılık mı ılık, durgun mu durgun; bir o kadar da ürpertici esintiyle karşılaşırım. Anam çoktan kalkmış olur. Mutfağa yönelirim, çayın demlendiğini hisseden bir bakışla sandalyeye otururum, ardından iki yumurta kırılır. Bu yumurta ve bu çay, belki de çoktandır böylesini görmemiştim. Bu çayın tadı çoktandır beni böyle yoklamıyordu. Bir bir ışıklar yanıp söner, balkonlara sofralar kurulur ve kaldırılır. Ben bunu hiç sıkılmadan izleyebilirim bu balkonda, izlerim de. Tek tek izlerim ve sonra o ışıklar söner. Işıklar sönünce büyük ihtimalle ben tekrardan o beşiği veya o beyaz Anadol’u düşünmeye başlarım. Ben düşündükçe derinleşir her şey. Hele ki beşikte. Aşık olmadığım zamanları düşünürüm, boğazıma takılmayan hartaları. Her düşündüğüm de beni yoklamayan lokmaları. Sonra ileride bir gence takılır gözüm, sarı ışığın altında kendinden habersiz, zamandan habersiz gence. Bu genç yaşıtlarına göre uzundur, beyaz gömleğinin altında bu genç biraz yapılı da durur ve durmadan cıgara yakar. Sonra sarı ışığa bakar lakin beni hiç mi hiç fark etmez. Beklediğini düşürüm bense, bir şeyleri beklediğini. Ardından tam karşıki evdeki ayyaş dayı başlar, rakısını koyar; peynirinden az bir şey alır bana bakar.
- E evladım, gelsene.
Sonra pis tango başlar:
Kıskanç değilim fakat
Başkalarına bakma
Beni çıldırtacaksın.