sordu duvara karşı
“nasıl yapılırdı bu?”
ne yapılacaktı ve nasıl yapılacaktı bilmiyordu
“dışarıda boşluğa düşen karın ölen annelerin pamuk gözyaşları diye düşünürdüm,
pamuklar bazen ıslanırdı
sonra çatılar pamuklaşırdı
kiremitler beyaza boyanırdı
kardan adamlar yapılırdı onlardan
toplar yapılırdı
kar ile en çok çocuklar oynardı
çünkü çocuklar en çok, annelerini severdi
ve bir çocuğu da en çok bir anne sevdi”
masada bırakılan son not buydu
geçmişi gözaltlarında olan pencereye doğru yürüdü
dışarılar soğuk
içeriler de
kalorifer petekleri cayır cayır yanan evlerin ölü soğukluğu
aynı yatakta ruhu uzak iki insanın ocak soğukluğu
ağrılı bir başın kalktığı yastığın soğukluğu
sokaktan aldığın kedinin halıyı tercih ettikten sonra bedeninin soğukluğu
“bir bir dökülüyoruz çatıların ucundaki buzlar gibi
bir bir yağıyoruz yine
göz yaşlarıyla arınıyoruz günahlardan
bir evin bahçesinde,
bir duvarda,
bir papazla
temiziz sanıyoruz
temizlendik sanıyoruz
tuzlu su düşünce bedenimize”
aklına bıraktığı son not buydu
dışarıda, bir sokakta
ellerini rüzgar tutan adam
alnına düşen damlayla
sokak lambasının altına doğru gitti
yüzünün sıcaklığı avucunu ısıtmadı
yüzleşti
doğdu
bir adam kaburgasından doğan kadına bir kurşun sıktı
tanrı bir çocuğa uzanan kirli elleri durduramadı
tanrı kan kaybetti
her pamuk tutan el büyüdükten sonra kirlenince
tanrı ölmeye başladı
tanrı ölmeye devam etti
tanrı öldü
sabah oldu
ve güneş doğdu
adam uyanamadı
