Çoğu hikaye hep geçmişten bahseder…
Geçmişte kalmış şeylerden…
Oysa bizim hikâyemizde şimdiyi yaşayan bir müzisyen vardı, yıllar sonrasını anlattığımız…
Kendince besteleri olan, küçük ama sevimli bir barda haftada iki gece küçücük bir hayran kitlesine minik konserler veren bir müzisyen…
Aslında hayranları olduğunu söyleyemezdik ordakilerin çünkü sürekli aynı insanlar gelirdi onu dinlemeye…
Aynı yüzler, aynı düşler…
Arkadaş olmuşlardı artık, Arkadaş…
Oysa hep bir şeylerin eksikliğini hissederdi müzisyenimiz… En büyük kalabalıklar ona yalnızlığını hatırlatırdı hep…
Aklına bir şey sokmuştu yalnızlığı…
İntihar edecekti…
Öyle bir intihar ki; bir müzisyene yakışır şekilde olacak…
Onu tanıyan, tanımayan, ölümünü öğrenen herkes “Bir müzisyenin ölebileceği şekilde öldü” diyeceklerdi…
Küçük bir evi vardı müzisyenin; şehrin en güzel caddesini gören bir sokakta tek başına yaşadığı küçük bir evi…
Evini toparladı
Sanki çok ama çok önemli bir misafiri gelecekmiş gibi
Çok özel bir misafir ağırlayacakmış gibi hazırlık yaptı
Smokini yoktu ama özel günlerde giydiği siyah bir takım elbisesi vardı, onu çıkardı dolabından
Beyaz bir gömlek ütüledi
Tıraş oldu
Yıllar, akıp giden nehirler gibi aşındırmıştı yüzünü
Giyindi
Dışarı çıktı, sokağına
Biraz sonra sokağının sonundaki caddeye; kentin en güzel caddesine çıkacaktı
Ordan da çalıştığı o küçük bara gidecekti
Önce caddeye çıktı
İlk kez çıkarmış gibi heyecanlıydı bu kez
Sanki o kadar çok insanı ilk defa bir arada görüyormuş gibiydi
Karıştı aralarına
Her adımı yürümek için değil, düşüncelerini gerçekleştirmek için atıyordu sanki
Bar sahibi her zamanki gibi karşıladı onu, demiştik ya; arkadaş olmuşlardı artık
Bu gece çalışmadığı hesaba katıldığında içerde biriken parasının kaliteli bir şişe şarap almaya yetip yetmeyeceğini sordu bar sahibine
“Yeter de artar” dedi arkadaşı
Para alacak değildi ya
İstediği şişeyi alabilirdi
Gülümsedi müzisyenimiz
Bir şişe şarap aldı,
Kırmızı
8 yıllık
Sahneye doğru yürüdü, kendisini dinlemeye gelenlerden özür dilemek için
Kabul ettiler özrünü ama, kırgın gibiydi hepsi
Gönüllerini almak lazımdı
“Yarın” dedi
“Yarın sabah erkenden kentin en güzel caddesine çıkıp yürüyenleriniz olursa eğer piyano ve kemanı takip etsinler”
Kimse ne dediğinden bir şey anlamadı
Sormadılar da
Sahneden inip evine doğru yola koyuldu
Parasını da almıştı
Şarabını da
Piyano, keman, gitar ve flüt çalabilen bir müzisyendi o
Evine gidiyordu
Evinin olduğu sokağı geçti caddenin aşağısına doğru yürüdü
Yürüdü
Bir dükkana girdi
Enstrüman satılan bir yerdi burası
Piyanoların olduğu yere geldi ve en eski olanını sordu
Gösterdiler
Kapağını kaldırdı
Baktı içine doğru
“Şu” dedi
“Şu paslı teli istiyorum”
Şaşırmıştı dükkan sahibi
Karşısındaki adam yılların müzisyeni ve hiç bir işe yaramayacak bir şeydi istediği
Ancak düzenli müşterisi olan biriydi aynı zamanda
“O tel ömrünü doldurdu” dedi
“Artık hiç bir şekilde tam olarak getiremez görevini yerine”
“Akort edilmez”
Aldırmadı
“Olsun” dedi müzisyen
“Olsun, benim gibi işte” dedi
“Bir de keman yayı istiyorum” diye de ekledi sonuna
“Sert bir keman yayı istiyorum, dayanıklı olmalı”
İstediklerini aldı
Çıktı dükkandan
Eve giderken kırmızı bir gül ilişti gözüne
Narin bir kadının incecik elleriyle tuttuğu kıpkırmızı bir gül
Narin bir kadın
Gencecik
İncecik elleri
Cadde
Kırmızı gül
Çiçekçi
Kadın caddede her gün çiçek satan çiçekçinin ta kendisiydi
O kıpkırmızı gül de o gün elinde kalan son çiçek
Belki bir çifte rastlayacak, onlara satacaktı o gülü
Yaklaştı
Gülün fiyatını sordu kadına ama umurunda da değildi hani
Cebindeki tüm parayı verdi
Yanlışlıkla elleri kadının ellerine dokundu gülü alırken
Ürperdi
Yıllar sonra ilk defa bir kadının ellerine değmişti elleri
Utandı
Alamadı gülü
Başını kaldırmadan uzaklaştı ordan
Doğruca sokağına, evine attı kendini
Şarabını, piyano telini ve keman yayını çıkarttı masanın üzerine koydu
Şarap
Birinci kalite
8 yıllık
Kırmızı
Piyano teli
Paslanmış
Eski
Yine de kullanılabilir
Keman yayı
Yepyeni
Sapasağlam
Çok fazla eşyası yoktu evinde
Bir cd çalar, bir bilgisayar, bir ses sitemi, kanepe, masa, sandalye, yatak
Bir de enstrümanları
Enstrümanlarının hepsini kutularına kaldırmıştı
Evi de derli topluydu
İlk defa bu kadar kaliteli bir şarap içecekti
Açtı şişeyi ve ilk yudumu içti
Gerçekten güzeldi tadı
Neden daha önce yapmamıştı ki bunu
Kalkıp bilgisayarını açtı
Bir şarkı vardı yeni bulduğu
Eski bir şarkıydı ama o yeni keşfetmişti
Belki de keşfeden çok az insan olduğundandı
Açtı onu
Bilgisayarı ses sistemine bağlıydı
Şarkıyı açtığında bir piyano solosu yankılandı
Evin duvarları arasında
Sonra taştı
Sokağa
Caddeye kadar ulaştı sesler
Tekrar’a bastı
Gidip bir yudum daha aldı şarabından
Piyano solosuna kemanlar eşlik etmeye başlamıştı
Bilgisayarın başına gelip sesi daha da açtı
Şarabını aldı pencerenin kenarına geçerken
Pencereleri açtı
Bu kez iki yudumu üst üste içti
Yapacaktı
Öyle bir intihar olacaktı ki onunki, herkes böyle bir ölümü sadece ona yakıştıracaktı
Ama ölmeden önce bitirmesi gereken bir şişe şarabı vardı
Şimdiyi yaşayan biriydi müzisyenimiz…
Hikayesi de yıllar sonra olmuş bir olaydı aslında
Bu günden;
Yani
İiki bin on yılının
Eylül ayının
Yirmi birinci gecesini yirmi ikinci gününe bağlayan gecesinden yıllar yıllar yıllar sonra
Bir gazetenin manşetiydi hikayenin başlığı
Bir gazetenin manşetinden alınmıştı
Haberin altında da bir müzisyenden bahsetmekteydi
Eski bir piyano teliyle kendisini asan
Sert bir keman yayı yardımıyla bileklerini kesen
Bileği kanamaya başladığında ayakları altındaki sandalyeyi iten
Bedeni cansız düştükten bir süre sonra kendini astığı piyano teli kopan bir müzisyendi bu
Komşularının, evden gelen gürültülerden rahatsız olup en sonunda kapıyı kırdıktan sonra buldukları bir müzisyenden
Arkasından sadece gazetede fotoğrafını gördükten sonra çiçekçi bir kadının ağladığı müzisyenden…
Bir de yıllar yıllar yıllar öncesinden bir grup ve bu gruba ait bir parçadan bahsetmekteydi gazete
Aynı haberin altında
İntihar eden müzisyen Ashram’ın İl Mostro’sunu dinlemişti son olarak. Demek ki;
Ashram dinlenmemeliydi.
Böyle bitiyordu haber
Oysa hikayede şarap, kadın, gül ve gözyaşları da vardı
Arkadaşları da
Ama hikaye “Il Mostro”yla bitiyordu…