Kayıt Ol
Nis 9, 2019
241 Views
1 0

Bir Nefes – Bölüm 7 / Kaderin Cilvesi 1

Written by

” Kendi planlarımızı yapıyorduk, ama kaderin de planları olduğunu unutmuştuk. “

3 Şubat, herhangi bir sene…

Mustafa abi ve ben teslim aldığımız malı güney tarafından kuzeye geçen rum alıcıya vermek için yola çıkmıştık. Ben arabayı sürüyordum, Mustafa da elindeki sarma sigaradan çekip çekip dalgaya giriyordu. Mustafa abi bana çok az vakit önce isminin Kader olduğunu öğrendiğim adamla nasıl tanıştıklarını ve bu adamın kim olduğunu anlatacaktı.
Sigaradan son bir derin nefes çektikten sonra Mustafa konuşmaya başladı:

– Bak yeğenim, şimdi ben bundan on sene kadar önce, 1992’de İngiltere’ye okumak için gittim. Babam ölmemişti daha o zamanlar, lakin ben yine de ona yük olmamak için ekstra bir işe girdim. Hemen okulumun yanında bulunan bir barda garson olarak çalışmaya başladım. Genelde o bara türkler ve diğer göçmenler gelirdi. Kürtler, Polonyalılar vs. Biz Türkler ve Kürtler orada birlik gibiyizdir, sonuçta ortak mirasımız var. Hani kimse kimseyi ayırmaz orada. Yavaş yavaş oradaki herkesi tanımaya başladım, ahbap olduk. Her neyse ben bir gece çöpleri çıkarmak için arka kapıdan çıktım, çöpleri attım. Çıkmışken bir de sigara sarıp keyif yapayım dedim. Sardım sigarayı yaktım, “skunk” dedikleri şeydi, kafama girdi hemen. Barın olduğu sokak biraz uzuncaydı, sesler duydum. Bağırma çağırma sesleri ama ingilizceydi. Arada bir Türkçe küfür duydum “vur a.ına kodumun çocuğu, seni bulacam lan” diye. Kafam güzel zaten, istemsizce o yöne doğru koşmaya başladım, sonuçta biz de Türk’üz, birbirimizi kollamamız lazım. Sesler sokağın diğer ucundan geliyordu, bardan yaklaşık 70 – 80 metre uzakta. Yakınlarına geldiğimde tam hatırlamasamda 6 veya 7 kişiydi, o Türkçe konuşan adamı aralarına almışlar dövüyorlardı. Lakin dayak yiyen adam hiç kendini korumuyor aksine saldırıyordu onlara. Beni gördüler sonra, hareket falan çektiler küfrettiler, hemen oradan uzaklaştım ve bara döndüm. Barın kapanma saatleriydi, o gece bir grup gelmişti türkler ve kürtler karışıktı, barın sahibi de Kıbrıslı bir türktü, ismi Ecevit’ti. Durumu ona anlattım, Ecevit abi direk o grubun yanına gitti, sonra bütün hepsi bir anda bardan koşarak çıktılar ve o dayak yiyen adamın olduğu yere gittiler. Ben de arkalarından koştum, oraya geldiğimde ortalık meydan muharebesi gibiydi, yerde iki kişi yatıyordu, kanlar içindeydiler. Ben de daldım aralarına, o dayak yiyen adam bu sefer çıldırmış gibi birini dövüyordu. Tam o esnada adamın arkasından biri elinde bıçakla koşarak yaklaştı, ben de araya girmek için koştum ve koluma bıçağı yedim. Sesimi duyan adam arkasını döndü, elinde bıçak olan ingilizin elinden bir atiklikle bıçağı aldı ve göğsüne sapladı. Bıçağı yiyen şerefsizin çığlığını hiç unutmam, böğürtülerle yere düştü, böyle can çekişiyordu. Bu arada bizim grubun elinden kaçtı diğer ingilizler, dört kişiydiler galiba, böyle topukları kıçlarına vura vura. Yerde üç kişi yatıyordu, kanlar içindeydiler. Ecevit abi seslendi bizimkilere “çabuk bara, arka kapıdan hadi çabuk!” diye seslendi. Hepimiz koşarak bara girdik, benim kolum, sağ kolumdan kanlar akıyordu, tabii kavganın adrenalinden o saat hiçbir şey anlamamıştım. Ne zaman ki bara girdik, herkes o adamın etrafında toplanmış “Kader abi iyi misin” diye sorarken, ben bir bar taburesinin üzerine oturmuştum, ansızın elimin ayağımın canının kesildiğini hissettim. Midem bulandı ve başım döndü, o Kader abi dedikleri adam beni fark etti, göz göze geldik, tek hatırladığım o adamın koşarak yanıma geliyor olduğuydu. Sonrasında gözüm karardı ve bayılmışım.

Mustafa abi elindeki sönmüş sigarayı tekrar yaktı, derin bir nefes daha çekti ve kaldığı yerden anlatmaya devam etti:

– Uyandığımda Ecevit abinin evindeydim. Zaten evi dediğim de barın üst katıydı. Yattığım yerden kalkmaya çalıştım ve sağ kolumun acısıyla geri uzandım. Odada televizyon açıktı, kimse yoktu. Haberlerde bizim barın olduğu bölgede çıkan kavgada üç kişinin öldüğünü ve polisin failleri aradığını, cinayetlerin mafya hesaplaşması olduğundan şüphe edildiğinden bahsediliyordu. Boğazım kurumuştu, Ecevit abiye seslendim ama kimse yoktu evde. Yaşadıklarımı ve gördüklerimi düşünürken, ki herhalde bir on dk boyunca gözümün önüne geldi her şey, sonra kapı açıldı. “Ecevit abi sen mi geldin?” diye çağırdım, “evet ben geldim” dedi. Odaya girdiğinde yanında biri daha vardı, o Kader dedikleri adam. Bunlar karşıma geçti oturdular. Televizyonda aynı haber durmadan dönüyordu. Kader Ecevit’e “bak bu iş büyüyecek, ben bu itlerin başındaki adamı ezeceğim, hem de bir an önce.” dedi. Ecevit abi kaşlarını kaldırarak “bence şimdilik bekle, ortalık karışık, vakti gelince hallederiz. Polisler çok üzerimize gelecek” dedi. Kader başını salladı onaylarcasına. Sonra ikisi de yanıma geldiler, Ecevit abi nasıl olduğumu sordu, “iyiyim abi” dedim. Kader’e baktım, hafiften tebessüm ediyordu. Elini sol omzuma koydu ve konuşmaya başladı:

-Delikanlı sana borçlandık.
-Rica ederim abi, biz birbirimizi korumalıyız burada gurbetteyiz.
-Olsun abim, yine de sana bir can borcum var ve ben borçlu kalmayı sevmem.Anlat bakalım neden İngiltere’ye geldin, ne iş yaparsın sen?
-Abi ben buraya okumaya geldim buraya. Londra South Bank Üniversitesi’nde felsefe bölümünde birinci sınıfta okuyorum. Kuzey Kıbrıs’tan geldim. Babama yük olmamak için Ecevit abinin barında çalışmaya başladım. Ecevit abi babamın eski dostudur.
Kader araya girdi:
-Aferin sana, hem çalışıp hem okuyorsun. Ailene destek olmaya çalışıyorsun. Takdir ettim seni. Sana bir şey soracağım.
-Buyur abi.
-Anladığım kadarıyla gözü pek birisin, bıçağı yemene rağmen geri çekilmedin. Eli yüzü düzgün, mert adama benziyorsun. Ecevit’le yolda gelirken biraz hakkında konuştuk senin, biraz daha rahat bir hayat yaşayıp okulunu rahat rahat bitirmek, ayrıca da ailene daha çok destek olmak ister misin?
-Nasıl yani abii?
-Bak beni buralarda tanırlar, bir grubumuz var bizim, daha doğrusu bir ekibimiz. Üç tane işyerim var, biri makinist, biri taksi durağı biri de restorant. Seni bunların birinin başına koysam, hesap kitaba baksan. Hem yorulmazsın garsonluk gibi, hem daha fazla kazanırsın, hem de okulunu rahat rahat bitirirsin. Ben de borcumu ödemiş olurum.
Ecevit’e baktım, başını salladı “kabul et” dermişcesine. Sonra Kader’e döndüm:

-Şeyy, şimdi Ecevit abiye ayıp olur ama. Hem tek tanıdığım o.
-Biz konuştuk Ecevit abinle, sıkıntı yok.
-Kader abi, Kader’di değil mi isminiz… Kader abi, tamam aslında benim de ihtiyacım var buna ama bir şey sormak istiyorum.
-Söyle Mustafa…
-Abi o kavga neyin nesiydi? Seni az kalsın öldüreceklerdi.

Kader ve Ecevit birbirlerine baktılar. Ecevit yine başını salladı, “anlat” dermişcesine. Kader derin bir nefes çekti ve konuştu:

-Şimdi Mustafa, ben sadece bu üç dükkanı işletiyorum. Ayrıca bulunduğumuz bölgenin, yani “Hackney” bölgesindeki bazı başka işlere de bakıyorum.
-“Başka işler” derken?
-Şimdi abim….
————————————-
Ben pür dikkat dalmış Mustafa abiyi dinlerken, tam o esnada Mustafa abinin telefonu çaldı. Arayan alıcı rumdu. Mustafa abi alıcıyla konuştuktan sonra telefonu kapadı. Bana sordu:

-Hacıı neredeyiz biz?
-Abi Lefkoşa’dan çıkmak üzereyiz.
-Kaç dakikaya Mağusa’da oluruz?
-40 dk sonra oradayız abi.
-İyi sürmeye devam et.
-E abi anlatıyordun hikayeni?
-Ha evet doğru… Şimdi bu Kader bana yaptığı başka işlerden bahsetti…

Devamı gelecek.

Huseyin Can

Kafasına göre takılan biri...
Huseyin Can

Latest posts by Huseyin Can (see all)

Article Categories:
Deneme · Hikaye Öykü

Leave a Comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.