İyimser olmak, iyi şeyler olacağını hayal etmek, umuda sarılmak… Ne güzel hislerdi bunlar. İnsanı hayata bağlayan ipler gibi. Bir nevi hava gibi, su gibi… Ama hayat o kadar acımasız ki, kötülük öyle derinlere kök salmış ki bir noktadan sonra artık iyi bir şeyler olacağını düşünmek imkansızlaşıyordu. Daha kötü ne olabilir ki dediğimiz bir anda, sanki hayat bize kafa tutarcasına bunu söylediğimize bin pişman ediyor ve kat be kat daha fazla kötülük çevremizi sarıyordu. Artık umutlara sarılmanın bir anlamı kalmamıştı bu kadın için. Umutsuzca yaşıyordu. Öylece. Gelişine. Günü kurtarmaya bakıyordu. Geleceği düşünmeden, geçmişi unutmaya çalışarak sadece bugüne odaklanıyordu. Bir sonraki günde hayatın elinde tepsiyle ona ne sunacağı muammaydı. Bu yüzden bugünkü halinden şikayet etmemeye çalışıyor ve elindeki imkanlara şükrederek o günü tamamlıyordu. Başka çaresi de yoktu zaten. “En azından yaşıyorum çok şükür” diye düşündü bu kadın ve derin bir nefes aldı. Bugün de bitmişti. [16:08 2/6]