Tutamadığım dileklerime; tutunaklarımdır yazdıklarım. Yazdıkça sen oluyor kelimeler, söyleyemediklerimin harfe heceye bölünmüş hali oluyor sayfa karalamalarım. Karaladıkça sürüyor serüvenlerim ve bir noktayla sonlanıyor her satır. Daha büyük cümlelere, daha büyük adımlar atmak için can buluyor kelimelerim.
Yıldızları saçına takıp, Ay’ı avucuna sığdıramazdı hayallerim. Halbuki dolunaya benzerdi gülüşün. Bakışın meze olurdu da ay ışığında sarhoş olurdum aşkına. Zil zurna, kör kütük gelirdim gönül otağına. İnanır mısın? Ay tutulmasından bile korkardım. Ay’ı salmazlar geriye diye. Gülüşüne teşbih edeceğim tek şahidimdi çünkü karanlık geceme.
Tutunamadın. Sana sema kadar pürüzsüz bir aşk veremedim belki; ama gönül semaverimde demlenirdi hep aşkın. Kalp ritmimde sema ederdi adın aşkla her anıldığında. Sen karadelik olup sızmasaydın iki dudağımın arasından; daha çok eda ederdik seni. Ama artık boşa harcanmış nefes olarak yankılanıyor gelmeyişlerin.
Çok şey değişti burada. Yağmur yağdı gidişine. Ben ağladım; herkes benim gibi sana ağladı. Gök eşlik etti. Ben aşka ağladım; damlalarım düştü yanaklara. Biliyorum senin yanakların hiç ıslanmadı orada. Burası kalanlar diyarı çünkü; gidenlere yer yok aramızda. Yağmurun dinmesini bekledim günlerce. Ama ne gözlerim ne de gülüşlerimin niyeti vardı durmaya.
Duramadık. Ne sen durabildin; ne ben gidebildim. Kaldım öylece kalanlar diyarında. Arda kalanların ardında bıraktıkları var hep burada. Senden bana kalanlar ve nice bırakılanlar.
Kazandın say kendini. Burası kalanlar diyarı. Gidenler hep kazanmış görünür bu oyunda; ama kalanlar hiçbir zaman unutmazlar. Sahte hayat değildir onların hayatları; süs değildir göğüs kafesinin sol tarafı. Adi gidişlerin; adil olanlarıdır onlar. Yağmurdan sonra yedi renk olmaz burada ebemkuşağı. Tek kelime çıkar ağızdan. Her seferde daha da acı verecek tek kelime: ”Özledim…”