Ertan Yavuz
1932’de yazılmış bir anti ütopik kitap olan ve kurmacasında dünyayı 5 kasta ayıran, biraz tefekkürle âdeta bugünlerde yazılmış olduğu izlenimi oluşturan Aldous Huxley’in “Cesur Yeni Dünya”sında sınıflar; “Alfalar”, “Betalar”, “Deltalar”, “Gamalar” ve “Epsilonlar”dan oluşuyor. Onlar bile kendi aralarında artı ve eksi olarak ayrılır, daha iyi ile iyi arasında ki fark misali ayrıştırılır. Kurmacada kötü kavramı da ayrı bir sınıf olarak değerlendirilip ayrı bir bölgede yasayan “Vahşiler” olarak adlandırılır. Bunlara oluşturulmuş kasta dahil edilmeyen halkta denilebilir. Yine yeni dünyada doğal yolla çocuk sahibi olmak yasak, böylesi bir eylemin sadece zevk ve mutluluk vermesi için yapılması, kişilerin birbirine bağlılıklarının olmaması, sevgi, sadakat gibi hislerin sadece bu düzeni oluşturan sisteme karşı duyulması, süreklilik gibi devam etme eyleminin sadece yapılması gerekli işler ve sunulmuş hizmetlerle sınırlandırılması gerekmektedir. “Cesur yeni dünya” da Alfaların safkan ve ari olmaları özel bir takım işlemlerden geçerek dünyaya gelmelerinden dolayı olurken, Kastın son sınıfı olan Epsilonlar tam ve yarı moronlor olarak isimlendirilir. Böylesi bir sistemde yüklenici ve iş bitirici insanlara da ihtiyaç duyulması sebebiyle Epsilonlar da tıpkı diğer sınıftaki insanlar gibi daha bebeklikten itibaren kendi kaderlerine alıştırılmak için çeşitli öğretim metotlarıyla eğitilir. Daha çok fiziksel güçlerine ihtiyaç duyulan Epsilonlar için dizayn edilmiş çalışma şekillerinden tutun çalışma saatlerine kadar herşey düzenlenmiş ve uyumsuz olanlar sistem dışına itilmiştir. 7.5 saatlik çalışma saatleri kişilerin düşünmelerine fırsat bırakmamak için oluşturulmuş, iş yoğunluğu sebebiyle yorulan bireylerin kendileri için ayırmaları gereken zamanı da tüketim ekonomisine katkı sağlamak için kutsallaştırılan “Eskiyi at yeniyi al.” düsturu ile doldurmuşlardır. Kurgulanan bu distopik dünya da gerçekçi düşünmek, kararları sorgulamak kesinlikle yasak olduğu gibi tek gerçeğin sadece “mutluluk” kavramı olduğu ve düşünmenin mutsuzluktan başka hiçbir şeyi getirmeyeceği daha doğar doğmaz öğretilmeye başlanmıştır. Eğer ki, kişi mevcut halinin kötü olmasından şikayet edecek olursa ya da münferit aklıyla sistemi eleştirmeye kalkarsa bu durumunu düzeltecek “soma” isimli bir ilaç üretilmiş ve yaşayan tüm kast üyelerinin bu ilacı kullanması şart koşulmuştur. Üretilmiş bu ilaç, kullanan kişiye halojenik etkileri ile mutsuzluğunu giderici bir his verdiği için kişiyi hem ruhsal hem de ontolojik olarak bir rahatlama sağlamakta, aynı zamanda da tinsel bir etkisi olmaktadır. Tek gerçeğin sadece mutlu olmak üzerine olduğu sistem de herkes mevcut kastından memnun bir şekilde yaşamına devam etmektedir.
“Cesur Yeni Dünya” üretim ve tüketim ekonomisine bağlı günübirlik yaşayan insanların oluşturduğu, varolmayı anlık zevklerle açıklamaya çalışan, mutsuzluğun da bir gelişim ve tecrübe nedeni olduğunu düşünmeyen ve hatta bunu düşünmemek için sentetik uyuşturucu ilaçlarla kendilerini kandıran insanların mekanik bir şekilde bir araya getirilerek sistematik olarak duygusuzlaştırıldığı karşıt bir ütopya gibi görünse de, içinde bulunduğumuz küresel bilgi ağının içinde çokta yadırganmıyor olması düşündürücü olsa gerek. Bundan yaklaşık 100 yıl önce ilk seri üretim bantlarının yapılarak mekanik bir alet gibi çalıştırılan insanoğlu dünyanın bir çok yerinde yine en az 9-12 saat çalıştırılarak düşünmelerine fırsat verilmiyor.
Bir ütopyayı oluşturmanın en temel maddesi oluşturulmak istenen dünyaya dair hayallerin olması ile mümkündür. Hayal edebilme gücü her insana eşit bir şekilde dağıtılmış olmasına karşın nedendir bilinmez bazı güçlerce minimalize edilip bilerek ve isteyerek yok saydırılmaya çalışılsa da, insanların sisteme dair her zaman kuşkuları olacak gibi görünüyor. Her ne kadar sınıf farkları (ki günümüzde eğitimden çok ekonomi ile ilişkili) olsa da, tıpkı bir günün 24 saat olması gibi parçaların bütünü oluşturma anlayışı ile bir araya gelmesi büyük bir güç oluşturabilir. Ancak tek bir saat diliminin önemi tüm 24 saat içerisinde daha kıymetle anlatılabilir.
Sona dair; Sistem içerisinde gri elbiseler giyen yüksek zekaya sahip Alfalardan ya da okuma yazma bilmeyen siyah giyimli Epsilonlardan olmanız her ne kadar sizin seçimlerinizle doğrudan ilgili gibi görünse de, dolaylı olarak yine içinde bulunduğunuz çevre, coğrafya ve hatta iklim bile sizin kim olduğunuzu, nelerden hoşlanıp neleri sevmediğinizi daha çok etkiliyor gibi gözükmekte.
Aldous Huxley’in kitaptan sözleriyle bir son yazmak gerekirse; “ Bu sistemin mantığı sistemin canlı kalması ve gerekli olan tüketimi sürekli kılmak için atıp kurtulmak, onu onarmaktan iyidir. Yama artarsa refah düşer.”
Kaynakça:
HUXLEY, Aldous. Cesur Yeni Dünya, Çev.Ümit Tosun, İstanbul, İthaki