DÜŞES VE SÜKUT
Narenciye çiçekleri sermeli yoluna tapınak şovalyeleri. Yakutlu tacını ve ipekten şalını unutma , unutma ihtişamını da yanında getirmeyi düşlerimin düşesi.
Biraz tutkulu biraz buruk gel saraya. Düğümlü olmasın yüreğinin pıhtılaşmış dizeleri . Yaz beni sarayımızın kristal vazolarına , görkemli tavanlarına , bahçedeki demir korkuluklara işle beni ilmek ilmek. Senden de bahset ara sıra ; geç gelişini , üzüntünü , sebeplerini , nedenlerini yaz , belki okurum göğün yedi kat yukarısından.
Ağla ! kim bilir belki affederim seni, sırf sen istiyorsun diye. Bizden de kırıntılar serpiştir ücra köşelere . Ne kadar biz’sek o kadar mısra sığdır peçete kağıtlarına , her yemekten sonra aklına gelen peçeteler gibi olsam kafidir bana.
Mor menekşeleri solmadan duvarların, yaprakları düşmeden ahizelerin , paslanmadan salıncaklarımız, on dört yıl önceki sevincinle gel saraya. Yarım kalan hiçbir şey yok merak etme, sensiz ama senli düşlerde tamamladım keşmekeş olan bizi.
Mevsim hep bahar bu tepede, seversin diye. Tam senlik bu gökkuşağı kokusu. Ölümsüz kelebekler var gizli bahçede, bir görsen şaşarsın seni nasıl öpüyorlar uyurken. Gramafonda eski bir plak seni bekliyor bütün ezgileri sana adanmış. Dikkat et biraz tozludur biraz da puslu.
Yine gelir anlatırım sana sarayımızın koleksiyonlarını. Daha bir huzurluyum sokakların tavanında, sessizim ama sensiz değilim. Haklıydın, biz güzel bir düş’tük okyanus karası derinliklerde.
Sen şimdilik kal !
Hepsi senin , hepsi yalnızlığın için , geçiştirdiğin mutluluk , ertelediğin huzur için…
2 comments
Çok iyi be!
teşekkür ederim