Tam akşam yemeği için masaya oturmuş, yemeye başlayacaktım ki telefonumun çalmasıyla irkildim. Ani bir refleksle yerimden hiç kalkmadan, masanın yanında ki eski ekmek dolabının üzerinde duran telefonu elime aldım. Bir anda yüzümün şekli değişti, aklımda cevapsız sorular dolaşmaya başladı. Hayret ettim beni neden arıyordu ki şimdi? ‘’ Efendim’’ dedim, korkak ve titrek bir sesle. ‘’ Ya evde isen acil olarak gelebilir misin? Hastaneye gitmemiz lazım.’’ Birkaç saniye içinde aklıma o kadar senaryo geldi ki, ölüm, yaralanma, araba kazası ne kadar gözyaşı dökülecek durum varsa hepsini o küçük saniyelere sığdırdım. Ama asıl derdim neden beni arayıp çağırdığı idi. Geçen sefer iş çıkışı bir daha senin değil arabana binmek, yüzüne bile bakmam diye bağıran o değilmiş gibi zor gününde yardım istiyor. Onun neyi oluyorum ki ben, hem ne sıfatla gideceğim yanında? Yoksa gitmem mi gerekir insaniyet namına? Gitmeliydim, belli ki başka çağıracak kimsesi yoktu. ‘’ Olur, nerdesin gelip alıyım seni? ‘’dedim. ‘’Bakkalının önündeyim hemen gel ama olur mu? ‘’ dedi. Sesinde oyuncağı elinden alınmış bir çocuğun masumiyeti vardı . Kendimi o an değerli hissettim dedim ki kendime, zor zamanda onun aklına gelebilmek bile güzel. Hem de hiç gocunmadan dedim bunları doğum gününe, akşamları iş çıkışı kahve içmeye çağırmadığı için, ben çağırdığımda da gelmediği için öfkelenirdim ama unutuverdim o masum sesini duyunca. Arabaya bindiği gibi hastanenin adını söyledi, başka da hiçbir şey söylemedi. O sustu bende cesaret edip soramadım ne olduğunu. korktum da aslında hani yanlış bir şey söyleyip kalbini kırmaktan korktum, hep korktuğum gibi. Hastaneye geldiğimizde indi arabadan, çantasını da arka koltuğa attı. İki adım ilerledi ve bana döndü birkaç saniye boş boş baktı yüzüme, ‘’ On beş dakikaya geleceğim burada bekle’’ dedi koşmaya başladı. Ben o emri vaki bağırışı duyduğum an delirdim, tam oldu şimdi işte dedim hem şoförlük, hem çocuk gibi azarlanma. Beklemeye başladım. Dediği vakitte geldi arka koltuğa oturdu, yüzüme bile bakmadı. Siyah, büyük, çantası karıştırdı. Gözleri kızarmıştı. Sigara çıkardı çantasından, hiç tereddütsüz yaktı bir duman çekti içine. Sanki dünyanın derdini sırtlamış, gurbette okuyan çocuğunun harcını denkleştirememiş yoksul aile reisi gibi. ‘’ Sigara içeceğini hiç düşünmezdim, çok şaşırdım’’ dedim. Kafasına cama doğru çevirdi, sigarasından bir duman daha alıp, eliyle saçlarını kulaklarının arkasına attıktan sonra ‘’ Bende bana âşık olacağını hiç düşünemezdim’’ dedi. Gözünden iki damla yaş akarken…