Kayıt Ol
May 1, 2019
297 Views
0 0

Emel

Written by

Bugünlerde yine kendime ekmek arası köfte gibi kalıyorum. Isırıyorum acılarımı, üstüne içtiğim yayık ayran hayallerime pek bir köftehor kalıyor. Umumi dillerde fakir münasebetlerimin merhaba toleranslarına gark ederek gözyaşlarımın hapsinden gardiyan yalnızlıkları çağırıyorum. Şaşıyorum dalgalısı kur yapan kalp dikenlerime; yüzdüğüm acabalarda gülün matemini matematik noksanlığı çimdikliyor bir bir. Hiçbir ismi gökyüzüne sığmaz melek renklerimin; Kanatlarında yuvarlanıp gidiyorum, kimi karanlık kimi pembe ve hep gökkuşağı yağmurdan güzel gelir klişeli…

Son günlerde fazlaca kızarmış tavuk gibi hissediyorum kendimi. Budumun utanç verici parçasından ibaret kalıyorum heyelanlarıma. Artçısı gözyaşlarımdan devrilen bir çiçek, bir masa, bir anı, bir tebessüm oluyor zira…

Anlaşılamamak namusundan içeri giriyor kalbim. Dokuz ay on gün vermişler, belki çıktığında yeniden doğmak nasip olur da hayat bilfiil günah taşar cenneti sayılmaz benim için.

Karanlıkları aydınlatmak gayesi bir hırsız gibi girdiğinden beri beynimden içeri, bayrak asıyorum kırgınlıklarıma. Kırmızı beyazında ay yıldızlı gururlarım “ben kırmadım sizi, sizin beni kırdığınız kadar” diyebiliyor sevenlerime.

Bu gece, içtiğim suda fırtına balıkları görüyorum. Susuz yaşamak korkusu var olan aşkları ayıklayıp geriye kalan yalnızlıkları dışarı atarken, tuttuğum balık etli çocukluğumun kemiklerinden olta sallamak zorunda kalıyorum. Her şeyi berbat ederken berber kamuflajı giriyor hayatımdan içeri. Saçlarıma değil, kalbimin en derin yerine kıyıyor; uzamamacasına.

Ter akıyor bedenimin tosta bürünmüş ve ezilmiş ruhsatsız asfaltından. Kendime yeni bir yabancılık ödünç alıyorum; kendimle el sıkışarak. Ben bile bana ait değilmişim, yaprak yalnızlığımda.

Son hıçkırıklarımda kendimi kendim gibi hissetmeyi öğreniyorum galiba. Merhaba, benim adım Emel. Elemlerinin absürt suikastine denk düşmeden kendini kendine harcarken sımsıkı sarılıp kocaman bir ben yaratan bir Emel. Elem kürsüsü suskun ve baş konuşmacı mikrofondan çok ses çıkarıyor yalnız kalarak. Kimsesizliğin sesi hep daha çok çıkar.

Ben, bu gece bulutlarına el uzatıyorum gökyüzünün. Güvenmezler resmine resmi haller ekliyorum; fakat siz de kimsiniz? Yok benden başka beni anlayan. İlk kez itiraf ediyorum, fena halde yalnızım. Birine sarılıp ağlamak, kendime saçma kalıp hiçbir kimseye sarılmaktan daha zor olmamalıydı, öyle değil mi?

Boynum tutuluyor. Ensemdeki endekslenmiş tutukluluk, beni kabuğumdan çıkarmayan kozanın şehvetli bir rakibi. Boşunaydı asi temizliğim. Kirliydi zaten dünya; bugün ve her gün dünden fazla. Cam silde yetmezdi onu benim için parlatmaya…

Bugün telafi ediyorum pencerelerimi, siliyorum acı ve açık bezginliğimle; bez değiyor sanıyor pencerelerim, kapatmayın lütfen bahar ağlar yoksa…

Dilara AKSOY

Dilara Aksoy

Latest posts by Dilara Aksoy (see all)

Article Tags:
Article Categories:
Edebiyata Dair

Leave a Comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.