
Affet insanız. Hatalar yapmak, yanılmak, üzülmek vardır hamurumuzda. Güzel günler ağırımıza gider kusurumuza bakma, alışık değiliz pek aydınlığa. Hassas adamlarız biz. Çocuk ruhluyuz. Annemizin tokadını yemiş gibi ağlarız amma yeri geldiğinde yumruklarımızla göğü deler geçeriz.
Biz Neşet babanın türküleriyle büyüdük. Kolay iş değil bu. Gerektiğinde hata benim, günah benim, suç benim demesini de biliriz elbet. Geceleri sevmeyiz biz. Ama geceleri sevmeden günle barışılmadığını da biliriz.
Şiirler yazar, şiirler okuruz. Küçük, saf belki çoğu kıymetsiz şeyler. Fakat eğer insan şiir okuyorsa bir ağaca, bir kuş ya da bir insana bir bilsen ne sevdadır onunkisi ah ne sevda!
Direnmekten, isyan etmekten kaçmadık. Baskıdan, zulümden değildi hiçbir zaman korkumuz. Korkularımız başkaydı bizim. Bizler bu hayattan palyaçolar gibi korktuk. Çünkü hiçbir şey korkan bir palyaço kadar komik olamazdı.
Eski bir Kızılderili’nin dediği gibi;
-Yaşasın! Ne kadar da ideolojik yaklaştık birbirimize.
Yine eski bir Kızılderili;
-Öyle bir kız ki çocukluğumun bayram sabahları gibi insan gözlerine bakıp nasıl söyler sevdiğini? demişti.
Sahi “eski bir Kızılderili ne kadar yanılabilirdi?”
Kızılderililere bu alicenaplıkları için elbette teşekkür etmeli, bu arada unutmamak önemlidir elbette 1492’yi. (kahrolsun bağzı şeyler)
Neyse ne diyordu şair..
Ha! Bak işte “Ben geldim hayırsızın.”
Papatya bile alamadım, inan, beş parasızım.