Bu mektubu çok isteyerek yazdığımı sanmayın sakın.
Bir mecburiyet, bir ödevdi benimkisi. Türkçe öğretmeni-
min verdiği bir vazife için sadece. İçimden geldi zannetme-
yin. Hiç gelmiyor doğrusu. Öğretmenim yeni geldi okula.
Göreve yeni başladı. Bilmiyor ki benim kimsesiz olduğu-
mu. “Annenize bir mektup yazacaksınız.” dedi. “Mazeret
istemem ha! Ödevleri tam zamanında isterim. Haylaz-
lık yok tamam mı?” Parmağını da gözümüzün içine içine
salladı. Mazeret yok, tamam. Fakat benim de bir annem
yok. Neyse… Sonra uzaklara dalıp giden gözleriyle bir inci
bulmuş gibi ekledi: “Hem anne demek, sevgi demektir. Ne
anlıyorsunuz sevgiden bir görelim bakalım.” Ne manasız
bir sözcük benim için. İçi samanla doldurulmuş kumaştan
oyuncaklar gibi. Sevgi hiç bilmediğim bir şeydi. İnsan bil-
mediği üzerine ne yazabilir ki? Nedir sevgi, nasıl bir duygu-
dur ben hiç hissetmedim ki? Kendimi bildim bileli sadece
kurallar var. Kurallara göre yaşarım ben. Sevgi, kural mı
demek acaba? Yatıp kalkmam, yiyip içmem, çalışmam…
Hatta oynamam bile kurallarla benim, üstelik zamanla
sınırlı. Hiç aksatamam. Aksatırsam ceza var karşılığın-
da. Sevgi böyle bir şey mi? Kurallara uygun yaşamak mı
yani? Bir gün yurdun bahçesinde çocuklar bir yavru kedi
geçirmişler ellerine. Tekmeleyip duruyorlardı. Kuyruğunu
kulağını çekip çekip kediciğin yaptıklarına kahkahalarla
gülüyorlardı. Zavallıcık pusmuştu köşeye, kesik kesik yar-
dım diler gibi miyavlıyordu sadece. Elinden başka bir şey
gelmiyordu ki. Benim gibi…
Türkçe öğretmenim derslerin birinde bir öyküde geçin-
ce anlamını açıklamıştı bize, içi cız etmek deyiminin. İşte o
kediciğin çaresizliği karşısında benim de içim cız etti. Sevgi
bu mu? Böyle bir his mi? Hep insanları sevmekten bahse-
diyorlar, kitaplar bile her şeyin başlangıcını sevgiye bağ-
lıyor. Benim başlangıcımda var mıydı emin olamıyorum.
Var idiyse şimdi nerede? Varlığım birilerine bu duyguyu
tattırmış olsaydı burada olmamam gerekmiyor muydu?
Burada olduğum şüphe götürmediğine göre, ben bir sev-
gisizliğin meyvesiyim demek. Sevgisizliğin meyvesine sev-
giyi anlattırmak, ne büyük bir yanlışlık, öyle değil mi? Öğ-
retmenim bu ödevi verdiğinden beri çok düşündüm sevgi
üzerine hala düşünüyorum. Daha önce aklımı yormadım
hiç, neydi sevgi? On üç yaşıma girdim nisanın yirmi birin-
de. Kimsenin haberi bile olmadı. Ben de bilmezdim ya, öğ-
renci dosyalarını dolduran sınıf öğretmenim demişti. “Vay
Metin seninle aynı gün doğmuşuz demek. Ben de yirmi bir
nisan doğumluyum.” Oradan aklımda yer etmiş olacak.
Kimse kutlamadı beni doğduğum için. Kimsenin umurunda
da olmadı doğmuş olmam.