Bazı zamanlar vardır nefes almaktan çok yaşamayı istersin, konuşmadan derdinin anlaşılmasını beklersin, bir bakış ile tüm söylemek istenenlerin adlandırılmasını istersin. Bazen de bakış açısı yanıltır insanı. Bakış açısı tek boyutlu değildir. Her insan farklı pencerelerden bakar hayata. Bazen hayat bambaşka kapılar açıp farklı pencerelerden bakmayı öğretir. Ancak kimi zaman hayat pencerelerini açmaz, bir fırsat sunmayabilir. Kendi doğrularının gerektirdiği hayat tarzını, ilkin kendi nefislerinde yaşamaya başladıkları an fırsatı kendin yaratırsın. Büyük yaratıcı ise idealleri olan insanlardır. Yaratıcılık o kadar geniş bir kavramdır ki, sadece oturan bir insan bile kafasında çoğu şeyi biriktirir, fakat uygulamaya geçiremezler. Bu tür insanlar Kendini aşamama, yanlış olumsuz duyguların etkisi, kaygı, korku, kuşkularından kaynaklı düşüncelerine hükmedememe durumundadırlar. Daha çok öz akıllarını, mantıklarını kullanmak yerine lanetlerler. Ya şeytanda yoldan çıkarsa diyip adeta kokmuş akıllarının önünde yürürler. Bu tür insanlar hayatınızın hiçbir alanında size katkıda bulunmayacaktır. Hatta sizi olumsuz yönde etkileyecektir. El freninize yapışmış insanlardan kurtulun. Bir insanı tanımak tam olarak nedir? En sevdiği renk, ailesinin ne işle meşgul olduğu gibi gereksiz bilgileri ezberlemek mi yoksa onunla dünyaya aynı pencereden bakabilmek mi? Bence iki düşüncede saçma ve olanaksız geliyor. Bir insanı tanımak için duvarlarına ne astığına bakın, raflarına ne koyduğuna, ne tür kitaplar okuduğuna bakın ve eğer bir insanı gerçekten tanımak istiyorsanız ona karanlığın en siyah olduğu anda bakın çünkü ışık herkesi parlak gösterir. Bir insan tanırsın umuda inanırsın. Bir başka insan tanırsın eşkali de adı sanı da aynıdır ama iki ayrı kişi olarak çıkar karşına, bıraktığın gibi bulamazsın. İnsan tanıdıkça hoşnutsuzluğumuz artıyor. Ama aramadan bulamayacağımızı, keşfetmeden sunamayacağımızı biliyoruz. Arayıp bildiğimiz tüm sıfatları yeniden tanımlamalıyız. Önemli olan kişi veya nesneyi tanımlamamız değildir. Bizi doğruya ve hakikate bunlar ulaştırmaz. Bizi doğru ve hakikate ulaştıracak şey iç eğitimimizdir. En güçlü hakikat ise inançtır. İnanç olmadan insan yaşayamaz. İnanç içinde her yolun azimli bir şekilde ilerleyeceğine olan inancım giderek artıyor. İdeal hayat, ideal yaşam tam anlamıyla budur. Fakat bizden bekledikleri o “ideal insan“ kalıbıyla nasıl çeliştiğimize şahit oluyoruz. İdeal insan, arzularını yok eden değil yönetebilecek kapasiteye ulaşmış insandır. Dünya üzerinde hayatlarımızı yöneten insanlar vardır. Bunu yaparkende hicap duymazlar. Kişilere ve nesneler odaklı yaşadığımız sürece mutlu olamayacağız. Mutluluk peşinden koşarak yakalayacağımız bir hedef değildir. Mutluluk nedir biliyor musunuz? Çok paranın, evinin, arabanın olması mıdır? Hangi parayla mutluluğu satın alırsın? parayla ev alırsın ama bir huzur değil, bir araba alırsın ama bir vücut, kıdem değil. Mutluluk;Sevgi dolu yüreklerde yeşermektir, bir tebessümle gökyüzünde kanatlanmış kuşu uçurtmaktır. Bu hayatı yaşamayıp, okuyamadığımız, araştırmadığımız sürece mutluluğa erişemeyeceğiz. Hayatı anlamak başka, öğrenmek bambaşkadır. Öğrenmek ise tüm belirsizlikleri yok etmeye yetecek güçtedir. Bazende öğrenmemek gerekir. Kurcalamak noksan aratır. Eğer gerçekleri görmekten kaçınırsanız gitmek istediğiniz yolda yürümenize dahi izin verilmez. Bunu belirlemek kendi elinizde. Gitmek istediğiniz, yapmak istediğiniz şeylerden asla vazgeçmeyin. Gitmek istediğiniz yere çabuk ulaşmak istiyorsanız, o yolda karşılaştığınız problemlere üzülmek yerine tat çıkarmayı hedefleyin. Manipülasyonlara takılmayın. Hedefleriniz olsun, prensipleriniz olsun, çizginiz olsun, kendi benliğiniz olsun. En önemlisi ise her şey sizin adınıza münhasır olsun.