Edebiyat derslerinden yahut internetten bilirsiniz Sezai Karakoç’un Mona Rosa şiirini. İnsanı duygulandıran,sevgiden ve sevilmekten yoksun kalpleri yeşerten güzel bir hikayesi vardır. “Bu devirde böyle aşk mı var”ın cuk oturduğu hikayedir o.
Sezai Karakoç aşık olmuştur ve karşılık alamamıştır. Bu geri çevrilmeden yıllar sonra üniversite mezuniyet töreninde -kürsüde- sevdiği kişinin baş harflerinden oluşan şiiri okur. Şiiri dinledikten sonra pişman olup gelen sevdiğini reddeder. Kızımız da buna dayanamayıp intihar eder,bu olay sonrası Sezai Karakoç hiç evlenmez…
Ne büyük sevgi değil mi? Şiirler yazmak,o olmazsa olmaz demek. Hiç öyle biri olmayanlara bile öyle his verir ki ” Git birini sev,acı çeksen de önemi yok efsane olacaksın” dedirtir adeta. Peki sevilen için değeri nedir? Siz gözlerine,kaşına öylece uzaktan şiirler yazarken,bunun karşı taraf için anlamı ne olabilir? Evet,Sezai Karakoç sevmiştir ve bu sevgiye de sadık kalmıştır belki,ömür boyu içinde bir ateşle yaşamıştır,yaşamıştır da sevdiği kadın -Muazzez Akkaya- intihar etmemiş,evlenmiş,çocukları ve torunları olmuştur. Reddetme,pişmanlık,sonradan geri dönme de olmamıştır elbette. Demiştir ki “böylesine takıntılı olacağına keşke hayatına devam etseydi”
Siz,kim için nerde,ne kadar yanarsanız yanın,karşılık yoksa tanınmayan herhangi birinden fazlası değilsinizdir. Bırakın birileri efsaneler üretip,”Mecnun” olmayı güzelmiş gibi göstersin. Siz gaza gelmeyin efendim…