Kayıt Ol
Oca 18, 2019
198 Views
0 0

Güneşin Oğlu

Written by

 Batı Ege’deki o küçük sahil kasabasında elimde dondurmamla gün batımı izlemek için uygun bir köşe arıyordum kendime. Tahta iskelelerin üzerinde terliklerimi elime alıp yürümeye başlamıştım ki bir sesle irkildim. Tam önümde üzeri çıplak, kollarını güneşe doğru açmış “sende mi bırakıp gidiyorsun beni” diye bağıran bir adam vardı. Önce ne yapmaya çalıştığını anlayamamıştım bu beyaz saçlı adamın. Sanki güneşe sitem ediyordu. Bu da yetmezmiş gibi ağlayarak bir şeyler anlatıyordu. Toplumsal tabulara yenik düşen ben “deli herhalde çok yaklaşmamak lazım” diye geçirdim içimden. Bunu söylerken ne yazık ki hiçbir mahcubiyet hissetmemiştim, bana bir şey yapabileceğinin korkusu ele geçirmişti hareketlerimi. Mümkün olduğunca uzağından geçip gittim. Adam zaten yanından geçenleri görebilecek ya da umursayacak durumda bile değil ki. Boşuna panik yapmışım diye düşünürken beyaz saçlı delinin teninin güneşte yanmaktan adeta katır dersi kadar çatlak olduğunu fark ettim. Sanırım sürekli sokaklarda kalıyordu. Tezimi doğrulayan sahne karşılaşmam önümüzdeki bir saniyeyi bile almamıştı. İskelenin üzerindeki tahta bankların birinin gölgesinde yaşam alanı oluşturmuştu kendine. Üzerinde oturduğunu düşündüğüm aynı zamanda da sofra örtüsü olarak kullandığını anladığım büyük bir bez parçası vardı. Bu bezin üzerinde 90’lardan kalma bir teyp, kocaman rakı ve bitmiş bira şişeleri, birkaç parça da meze vardı. Deli olduğunu sandım adam meğerse sıradan bir alkolikmiş. Kendime güldüm ne kadar da seviyordum olayları dramatikleştirmeyi, her zaman bu duygusal tavırım devreye giriyordu.

            Kıyı Batı Ege’deki bu kasabada en çok denk geleceğim şeylerin yeli, kedisi ve ellerinde içki şişeleriyle alkollülerin olacağı söylenmişti aslında. Ertesi gün buranın yerlisi bir arkadaşımla aynı iskelelerin olduğu yerde bir kahvecide buluşmak için sözleşmiştik. Bana etrafı gezdirip bu küçük kasabanın kendinden bir hayli büyük efsanelerini anlatacaktı. Oldum olası mistik şeyleri sevmişimdir. Garip dinamikleri olduğunu ve insana mucizelerin gerçek olabileceği enerjisi verdiğine inanmışımdır.

            Yine güneşin batışına denk gelmiştim ve bu renklerin nefes alıp yaşadığım güne minnet etmem için verilmiş güzellikler olduğunu düşünmüşümdür. Gözlerimi kapatıp içselliğime dönmeye çalışırken tanıdık bir ses duydum. Bizim dünkü ayyaş beyaz saçlı abimiz görev başındaydı. Sanırım güneşin tepede olduğu saatlerde içtiğinden, bu saatlerde tam alkol damarlarına işliyordu. Bu sefer pek incelemeden, arkadaşımla sözleştiğim kafenin kapısına doğru yöneldim. Benim yerli halk henüz gelmemişti, masayı seçme kısmı bana kalmıştı. Deniz kenarında bir masaya yerleşip Türk kahvesi siparişimi verdim. Ne yazık bizim beyaz saçlı abi güneşle hesaplaşmasını bitiremediği için onu izlemek zorunda kalıyordum, denizi görmek yerine. Ne büyük şans ama…

            O sırada benim yerli halk gelmişti, “ Güneşin oğlu Selim Abi iş başında” dedi masaya oturur oturmaz. Garip bir şekilde gözlerinden acıma, hüzün geçtiğini gördüm ve yüzüne acı bir tebessüm oturmuştu. “Neden böyle bu Selim, hep içiyor mu” diye sordum. Bu tamamen benimkinin yüzündeki değişiklikleri anlamak içi sorduğum bir soruydu yoksa adamın her dakika içen bir müptezel olduğu çok belliydi.

            Yerli halk üyemiz derin bir nefes alıp, Selim Abisine minnet dolu bir bakış attıktan sonra bana hikayeyi anlatmaya başladı.

“Selim Abi İstanbul’da yaşayan oldukça zengin bir adammış. Hatta ailesinin holdingi olduğunu falan söylüyorlar. Evliymiş bir de sapsarı saçlı kızları varmış. Kızın adını Güneş koymuşlar, o kadar neşe doluymuş ki ışık saçıyormuş etrafına. 17 Ağustos günü Selim Abi bir iş gezisi için İstanbul dışındaymış. Tam güvenli ve her tarafı akıllı cihazlarla dolu rezidans dairesi 17 Ağustos depremine dayanamamış ne yazık ki.  İçerisinde kızı ve karısı varken çökmüş daire. Düşünebiliyor musun? Dünyanın parasını verdiğin bir mezarın oluyor. Selim Abi haberi alır almaz İstanbul’a dönmüş. Enkazla karşılaştığında dünyası başına yıkılmış. Günlerce, aylarca ağlamış son çare olarak buraya atmış kendisini. Şimdi sokakta yaşıyor çünkü duvarların onu boğduğunu söylüyor. Bir de her gün güneşin doğuşunda mutlu olup dans ediyor, batışında ise ağlayarak sitem ediyor. Sanırım kızıyla her gün yeniden vedalaşıyor.”

Latest posts by Seray Ustun (see all)

Article Categories:
Deneme · Hayata Dair

Leave a Comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.