Kayıt Ol
Haz 18, 2014
1146 Views
0 0

Hafıza

Written by

Tanıdık bir melodi, daha önce ciğerlere çekilmiş safi bir koku, satırlarında ilerledikçe hatırlanan, anlık zaman içinde beynin ezber köşelerine yerleşen kafiyeli bir şiir, nereden tanıyorum acaba sorusunu sorduran bir çift göz teması, kayanın dalgaya çarptığından emin olunduğu netlikte duyulan, hatırda kalan bir ses. Yaş ilerler, hayata kimler kimler gelir sorgusuz sualsiz, zamanla vazgeçilmez mi yeni hayallerden, anlatmaktan, cümleler kısalmaz mı, anlam karmaşaları bir bir yok olmaz mı zihinlerden işte öyle başlanır inişe bilindik merdivenlerden.  Zaman değişmiştir, değişmek sözünün acımasızlığı aniden fark edilir. Tanıdık denen melodi duyulduğunda heyecan uyandırır yürekte, kimisi yeni başlangıç der engel olamaz nefes alış verişlerin ritmine, kimisi sürpriz der kaptırıverir kendini. Defalarca duyan kulak başka anlamlar iliştirir melodinin kuyruğuna. Bilmem kaçıncı seferdir okunan şiirin o en can alıcı satırına vardığında, aniden akmaya başlar pınarlar. Halbuki o köşeyi dönerken gürül gürül defalarca akmıştır o pınar, debisinden bir damla dahi kaybetmeden köşeyi dönüverir anlamadan yanından geçenin ne olduğunu. Karşıdan gelene kitlenir gözler, o da ne öyle dedirtmezse kalbe, ne manası kalır maviliğin ya da elalığın. Bilmem ki kimdir, nedir, öncesi olsaydı böyle mi olurdu? Diye başlanır isyana içeriden. Aniden bir ses çarpar kulağa, bir soluk sanki. Başka bir şeye benzetilemeyen biricik bir ses, bir inişin hızlı adımları mı, kapının çarpılışı mı, günün geceye devrilişi mi? Hangisi bilinmeden bırakır yerini sessizliğe. Değişmek sözcüğünün acımasızlığı o anda fark edilir. Her şey yeniden başlamışken her duygu da konuverir zamanın üzerine; bazen omuzlara, bazen gürül gürül akan pınarda bir çalının üzerine, bazen kulağa aniden ulaşıveren melodinin notasına.  Kelimeler anlamları değiştirme telaşı içinde; tanıdık olan değişik, değişen ise bildik olmuştur. Kelimeler hep aynıdır malumunuz, şimdilik efendisi nereye koyarsa orada hayat süren köle misali esaretleri başlamıştır; bangır bangır satır aralarından yalvarsalar dahi.

Tüm bunlardan o sabah haberi olan Ahmet, her sabahki gibi, dün gibi, geçen hafta Pazartesi olduğu gibi, bu eve 3 yıl önce taşındığı günün ertesi Pazartesi’nde olduğu gibi, kendiliğinden açar gözlerini yeni güne, her şeyin bire bir aynı olduğu yeni bir güne. Güne çalar saat ile uyanmayan bir mesai adamı, vaktinde olması gereken yerlere saate bakmadan yetişen bir masal üstadı. İş yerine doğru çıkılan yolda, her sabah selamlaştıkları mahallenin sütçüsü ile yeniden gelir göz göze. Anlam veremediği yaşlı adamın gülümseyişi olsa da, kıramaz davetkar, gülümseyince küçülen bir çift gözü, dudaklarını kıpırdatıverir belli belirsiz. Yolun hep aynı tarafında yürümeyi sevmediğinden geçer karşıya, ardından dükkanının önüne su serpen çiçekçinin ise, her gün aynı saatte dükkanının önünden geçen komşusunu yakalayamayışı canını sıkar, dünden kalan para üstünü veremediğinden. Nihayet yürüyüş biter, durağa vardığında panoya bakakalır bir süre. Bu duraktan geçen otobüs numaraları ve yanına iliştirilmiş harfler, hangi semtin adını getirmelidir akla, şaşırır. Arkasından bir el dokunur beline, sıcacık bir gülümseyişle yüreğine dokunan, yine hafifçe kısılmış bir çift göz daha dokunur Ahmet’in gönül teline, mahalledeki yaşlı adamın gülümseyişi ile kıyaslandığında. Bir süre otobüs bekleyişinin ardından, gülümseyiş ile kısılmış gözler, sorgularcasına bakar bu kez, bir anlam aramaya başlar Ahmet’in yüzünde. Fark ettiği anda, bir ayna ihtiyacı içinde telaşına mani olamadan ellerinin, çantasında el yordamıyla ayna aramaya başlar, gülümsemesi yarım dudak kenarında. Nihayet gelinir inilecek durağa, o ufacık el gelsene der gibi işaret eder dirsek teması ile bu sefer. Sorulara verilmemiş cevaplar vazgeçirmiştir bu güzel gözlerin Ahmet’in yüzünde cevap arayışını. Sessizlik içinde tamamlanan yol sonunda nereye geldiğini bir anda hatırlayamadığı binaya girmiş bulur kendini, merdivenleri çıkarken duyduğu seslerden çok duvarlarda gördüğü çizgi film karakterlerinin beyaz fon üzerinde olsalar hayal gücüne daha çok ortak olacağını fark ederek çıkar yukarı. Yanında gelen gözleri arar bir anda tek kaldığını fark ederek ancak, bacağına dolanan bir yumurcak ile anlar yanında kimsenin olmadığını. Çocuk sıkıca sarılmasının ardından, dün yarısında bıraktıkları masalın devamını ister gibi masal kitabını işaret eder sabırsızca. Bahsi geçen masal, bu çocuk, içine girdiği bu bina, eline evden çıkarken aldığı dosya, çocuğun kolundan çekiştirip içine sokmaya çalıştığı bir avuç dolusu çocuğun olduğu bu oda, neresidir? Aklını kemirmeye başlayan duygu ele geçirir bedenini. Alnından, avuç içlerinden, bacaklarından ter boşanmaya başlar, ardından titreme, bedeni alır avucunun içine. Yanından geçen çocukların ağız hareketleri ses olması gerektiğini düşündürse de, bir avuç veledin hareketli resimleri geçer gözlerinin önünden sanki. Hadi onlar resim, ben çıkartayım bari derken sesini avazının çıktığı kadar bağırmaya başlar dosya kayarken elinden yere. Otobüsten gördüğü o çift göz yanındadır yine nihayet, ellerini kollarını sıkı sıkı tutma telaşında bu sefer, çatık kaşları ile kaybolan elalığında. Etrafında beliren beyaz giymiş adamlar ve kadınlar grubu sarıverir çevresini, bir yandan ağlamaya başlayan çocukları uzaklaştıran,  Ahmet’e canavarmış gibi, çocukların gözlerini kapatarak ellerinden tutup kucaklarına alarak yangından kaçırmak gibi uzaklaştıran kimi insanlar. Kolunda bir acı hissiyatı, insan sesleri, kokuları, yazıları, kelimeleri hatta kendini unutsa dahi, acıyı unutmazmış meğer. Kolunda bir iğne acısı, damarlardan soğukça nüfuz eden bir sıvı eşliğinde titremenin alçakça uzaklaşması bedenden, kendi sesinin duyulamaması bağırdığı halde, öyle sandığı halde ya da.

Her sabahki gibi, dün gibi, geçen hafta Pazartesi olduğu gibi, bu eve 3 yıl önce taşındığı günün ertesi Pazartesi’nde olduğu gibi, kendiliğinden açar gözlerini yeni güne, her şeyin bire bir aynı olduğu yeni bir güne. Başını doğrultmaya çalıştığında fark eder karşısındaki duvarı, bir pencere olmayacak mıydı yerinde. Üzerindeki örtüyü kaldırmak isterken eline hükmedemediğini anlar o anda, elinin üzerindeki soğuk demir bileğini kızartmıştır bile. Kızarmış olabilir kim bilir ne kadar zamandır bu halde acaba düşüncesi gelir aklına hemen. Seslenir kimse yok mu diye. Cevap gelene kadar başlar etrafını incelemeye, dört tarafı duvar bir oda. Sade bir yatak ve kapı, bir bina mı, bir dükkan mı, bir apartman dairesi mi, yoksa bir hastane mi seçemez zihin, gördüğü iki nesneyi birleştirip bir anlam çıkaramadığından. Aklına bir an düşüverir, çalıştığı kreşte anlattığı masalın devamını anlatacağına söz verdiğinde karşısında devamını anlatması için yalvaran gözlerle bakan bir avuç afacanın pırıl pırıl gözleri. Yetişemeyeceği telaşına düşüverir ilk kez. Otobüs durağına yürüme mesafesi, mahallenin sütçüsünü bir süre apartman kapısında beklemekle kaybedilecek zamanı, her sabah alışkanlık ettiği, yaseminleri koklayarak seçip buket yaptırmak için harcayacağı zamanı, durağa varır varmaz kreşte partneri olan, liseden sınıf arkadaşı olan kan kardeşinin her sabah bekletme alışkanlığını da hesaba kattığında, masalın sözü verilen saatte başlayamayacağı korkusu kabartır yüreğindeki telaşı dönüştürüverir öfkeye. Bileğini sıkan soğuk demir daha fazla acıtır canını, duvarların beyazlığı alır gözlerindeki ışıltıyı. Derken açılır nihayet kapanın kapıları, duvar kadar beyaz önlüğü ile gelen hemşire, gülümseyemez gözler çarpıştığında, ne oldu diye soramadan kısılır sesi, ağzını oynattığını fark eder yüzündeki kıpırdayıştan, yüzünün kıpırdayışını ise bir aşağı bir yukarı hareket ettikçe sızlayan çizikler sayesinde fark eder, bu sızı çizik sızısı değil miydi? Ardından hemşirenin bulanık görüntüsü ve duvarların beyazı sırayla siyaha bırakır yerini.

Her sabahki gibi, dün gibi, geçen hafta Pazartesi olduğu gibi, bu eve 3 yıl önce taşındığı günün ertesi Pazartesi’nde olduğu gibi, kendiliğinden açar gözlerini yeni güne, her şeyin bire bir aynı olduğu yeni bir güne. Gözleri açıldığından kendiliğinden, karşısındaki pencereyi fark eder ilkin. Üzerinde çaprazlama iki adet tahta çakılı olduğunu görüp anlam veremezken, ellerinde soğuk demir olmadığını fark ettiğinde gülümsemek için kıpırdatmak gelir içinden dudaklarını. Değişik birkaç zaman geçirmiş olduğu fikri gelir zihnine. İki kelimeyi çarpıştırır beyninin içinde, çok zamandır tanıdık ile bildik olanlar yer mi değiştirmiştir ne derken kendi kendine, başını çevirme ihtiyacı hisseder yanında birinin oturduğunu hisseder ya insan görmeden, duymadan işte öyle bir istemle çevirir başını. Gördüğü yaşlı gözleri tanır anında, ateşler içinde uyandığı bilmem kaç yıl önceki o gece gelir hatırına, ter içinde kalarak ıslak bıraktığı yastığını boynunu elinin üzerinde değerli bir maden tutuyormuşçasına değiştiren kadının gözlerinden başkası değildir bu yeşillik. Zihninde, idrağında, etrafında kelimeler, görüntüler, hareketli fotoğraflar çarpışa dursun, zamanın ele geçiremediği gözler vardır her daim. Hayatının bilmem kaçıncı gününde yeni bir şey öğreneceği varmış demek ki. Yeni, değişik, tanıdık olmayan.

Yatağın ucundaki film kağıtları, aklına kreşteki masal kitaplarının süslü resimlerini getirse de, zamanında yerli yersiz anıları hatırlatan zihin doğru dürüst çalışmaya devam etmiş olsaydı, masal kitaplarındaki resimlerin yerini bu kara beyaz bulanık film kağıtları almayacaktı elbet. Artık, görüp de birleştirebildiği görüntülerin zihninde oluşturduğu masal içinden sona doğru yaklaştığını haber etti, en çok da o ıslak yeşilliğin okşaması yüzünü, dudaklarının etrafındaki ıslaklığın hemen ardı sıra kurulanması, kıçının altındaki sert plastik cisimle yapabiliyor oluşu çişini, masala bir an evvel bir son okumak telaşına düşürdü yüreğini. Etrafında alışık olduğu bir avuç afacan olmasa da, bu sefer kendi masalının sonunu getirmiş olmalı diye düşündü, zihninde çarpışan, anlamlarını değişen, birbirini hınzırca kovalayan kelimeler hiç değilse bu kadarı için yer açtılar bellekte.

Haftanın ilk günü, bir Pazartesi günü toplandı koca kalabalık kreşin önünde.  Ahmet ile bunca zaman ahbaplık eden; her gün işe beraber gidip gelen masalları beraber değiştirip çocuklara okuyan kan kardeşi, her sabah çelik bakraç içerisinde süt taşıyıp sohbet eden mahallenin sütçüsü, mevsimi olmadığında dahi, yasemin kokusu eksik olmasın diye esansını satan çiçekçi, en çok da ‘e sonra, peki sonra’ diye sabırsızca bacağından yakalayan ufaklıkların oluşturduğu koca kalabalık adım adım ilerledi Ahmet’in ardı sıra. Masallar yarım kalsa da, hayatlar yarım kalmazdı bu hayatta. Ahmet’in hayatı da bildik kelimelerin ardı arkasına sıralanması ile, tanıdık toprak kokusu, tanıdık ağıt sesleri, tanıdık yaşlı gözler eşliğinde bitirdi masalını.

*Hatırlamak, insanoğluna verilmiş en büyük hediye, en büyük ızdıraptır. Masalına göre

Avatar

Latest posts by Çiğdem Yılmaz (see all)

Article Categories:
Deneme

Leave a Comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.