Kayıt Ol
Oca 6, 2015
1004 Views
0 0

Haykıramadıklarım…

Written by

Haykıramadıklarım…

Zihnimin araflarında sıkışıp kalmış milyonlarca soru işaretini nasıl aktarabileceğimden emin değilim ama bir taraftan başlayarak ardı arkası kesilmeyen çorap söküğünü yakalamak ve bir nebze içimi dökmek istiyorum.

İnsanların garabetinden bahsetmek durumun düzelmesine bir katkı sağlamıyor farkındayım. Diyecek sözlerim çok ama kelimelerin kifayetsizliğine takılan düşüncelerim her nedense yanlış anlaşılmaktan korkarcasına meydana çıkmak istemiyor gibiler. Yine de durdurmayacağım ve engeli kaldıracağım.

Şunu yapıyorum, burdaydım, şunu düşünüyorumlarla tükettiğimiz ömrümüzün geçen her dakikasını nasıl da heba edercesine harcıyoruz. Herkes gibi ben de bir şeyler biliyorum. Hayatı anlamlı kılmak adına tarih boyunca insanlar neler yapmışlar ne günahlar işlemişler ve de ne zevkler tatmışlar ise -ki bu saydıklarım sadece olayı somutlaştırmak için verilen tabulardır- neredeyse hepsini bizzat yaşadım tattım desem yanlış olmayacaktır. Umutsuzluğumdan ve ne olduğunu bilmediğim bir şeyi aramaktan sıkıldım artık. Benim için hayatın daha anlamlı daha renkli ve kayda değer bir yol izlemesinin zamanı geldi de geçiyor bile.

İnsanlara bakıyorum, renk renk, çeşit çeşitler. Her bedenin tahmin zorlarcasına enginliği, fikri yorarcasına deruniliği var. Herkesin hayatı başka, yaşamı başka. İnsanlarla bir şeyler paylaşıyor olmak aslında toplum içinde büründüğümüz rollerle mi ilişkili? Böyle davranmak zorunda mıyız? Aksi halde yalnızlık mı çekeriz? Farklı düşünürlerin aynı noktalarda kesiştiği metaforlardan klişe sözcükler sarfetmek istemiyorum ama hayatımda bir şeyler eksik ve ben bunun daha ne olduğunu bilemiyorum.

Din olgusunu ele alalım. Orta düzey bir din eğitimiyle başladım bu kariyere. Ardından çok değişik kimselerden engin bilgiler depoladım. -Enaniyet değil sakın yanlış anlaşılmasın sadece örneklendiriyorum- Çizilen sınırlarımız belli ancak herhangi bir soruda tıkanıp kalıyorum. “Bana Allah’ı ispatla” deseler durmadan saatlerce konuşabileceğim, ve bir o kadar da susarak anlatabileceğim durumların varlığından haberdarım. Ama sanki hayatın böyle bir gizem içinde gitmesi beni birazcık sıkmaya başladı. Elhamdülillah inanç olarak sıkıntımız yok. Ancak bazı şeyleri de sorgulamıyor değilim. Tabirim hoş görülsün, dini bilgimizi bir balon gibi görüyorum. Ancak balonu tutan temellerimiz nedense pamuk ipliğine bağlı. Anlatacağımız şeyler balona helyumu doldurmaktan ibaret ama farketmiyoruz ki bu balonu mecali olmayan ipe emanet etmişiz. Ha bire şu şöyle bu böyle gazlarından ziyade bir ip daha bağlayamıyoruz. Sorgulanan yerim şükür ki güvendiğim incecik pamuk ipliğim değil.

Her ne kadar güvenmiyor olsam da yine de gerginliği artan bir ipliğe karşı önlem de almam gerektiğinin farkındayım. Ama bazı şeyleri geliştirebilmek için öncelikle onun üzerine yoğunlaşmak gerekir bunun da farkındayım. Katetmem gereken yolun uzunluğunu da biliyorum ancak ben o yolu gitmekle zamanımı da harcamak istemiyorum. Bana daha kestirmeden, daha derinden, daha kalıcı bir çözüm gerekiyor. Cehennemi görmek gibi mesela. Cennetin kokusunu bir nefes alabilmek gibi. Soyutu somutlaştırabilmek anlamında herhangi bir şey. İnsanız. Hislerimizin olması kaçınılmaz. Yine biliyoruz ki bedeni varlığımızın yanında ruhani bir varlığımızın, psikolojimizin, hislerimizin varlığı tartışmasız. İşte tüm bunlar arasındaki etkileşimi sağlayacak bir durum istiyorum.

Sorunu nasıl çözeriz örneklemesinden sonra çözüm bulma yolunda danıştığım arkadaşlarım bana sınırlarını yık dediler. Biraz gevşet kendini. Sıkma fazla. Mesela günah işle. Bazı şeyleri anlayabilmek için bazen o bazı şeyleri kaybetmek gerekir dediler. Durdum bir düşündüm. Bunu daha önceden de yapmamış mıydım? Belki bu bilinçle yapmamıştım ama zaten bilince sahip olduktan sonra yapmamak gerektiği konusunda tereddüt olmamalı.Kendinizi şoför koltuğunda farz edin. Size kısa bir mesafe ve kırmanız gereken bir hız rekoru veriliyor. Dönüp geriden hız kazanarak bunu başarabilirsiniz değil mi? Ancak yakıtımızın yeteceği ne malum? Önemli olan yakıtla maksimum hızı yakalamak ve süre, rekor, esneme kıstaslarını aynı noktada birleştirebilmek. İşte hayat da böyle. Nefesimizi alırken vereceğimiz bile meçhulken nasıl böyle bir riski göze alabilirim? Hayat her zaman “Risk budur!” çıkışlarından ibaret değil malesef.

İnsanlar birer mozaik gibiler. Birinde bazı bölümler fazla, baskın iken diğer bölümler az, yetersiz kalabiliyor ancak bu birbirimizden üstün olduğumuz sonucunu da beraberinde getirmiyor. Herkes aslında aynı yetilere sahip ancak değişik parametrelere bağlı yaşamımızda iç polarizasyonumuz farklılık arz edebiliyor. Bu da bazılarımızı birbirimizden üstünmüş gibi gösteriyor. Özeleştiri yaparcasına yeni insanlarla tanışıp beni nasıl tanımladıklarına bakıyorum. Genel olarak sempatik ve dolu biri olduğumu söylüyorlar ve tabii ki istisnaları da dikkate alıyorum. Müstesnalar da beni zamanla iyi olarak addediyorlar. O zaman sorunumuz nerde?

Bazen sınırlarımızı aşıyoruz. Bahsettiğim sınırlar, kendi koyduğumuz prensiplerimiz. Kesinlikle yapmam dediğimiz şeyleri yapıyor olmamız aslında kendimize ihanetimizin bir yansıması, bir bildirimi gibi. İnsan olarak çok hata yapıyoruz. Nisyan kökünden türetilen insan kelimesi ne kadar da durumumuzu daha baştan tanımlarcasına anlamlı. Nefret ettiğimiz birini gecenin bir vakti ıssız bir yerde kıvranırken görsek illa ki yardım ederiz. Şükür ki içimizde bir nebze şefkat, merhamet kırıntıları var. Yoksa dünya çekilecek gibi değil.

Yine geçenlerde biri sordu. “Abi sen şu hayattan ne istiyorsun?” O an, birinin dedim, beni sevmesini. Benim sevebileceğim, her bakışımda, ilk bakışımda hissettiklerimi hissedebileceğim birinin beni sevmesini. Düşüncelerimin duvarlarına bu fikri çabalarımı simgeleyen resimler asabilsem taşıyabileceğimden emin değilim. Ancak ben yine de bazı şeylerin değişmesi taraftarıyım.

Düşünürken sorguluyorum, sorgulamak için araştırıyorum, araştırdıkça cehaletim artıyor. Dediği gibi malum kişinin “Düşündükçe bilmediklerim çoğalmaya başladı.”

Başıma bir şey gelmesini bekliyor gibiyim. Sanki kendimden de gidiyor gibiyim. Bir şey, bir kişi, bir his, her ne ise o bana lazım olan şey bir an önce gelmesini umut ediyorum. Eş, dost, bela, aşk, sevgi, nefret… Her ne ise…

En yakın zamanda karşıma çık ne olur her ne isen. Kişi isen tüm bunları okuman ve beni anlaman ümidiyle. Aramaktan yoruldum. Bul beni …

Avatar

Latest posts by Ufuk AYDAN (see all)

Article Categories:
Deneme · Hayata Dair

Leave a Comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.