Hatırlıyorum, küçükken çok severdim babamı. Kahramanımdı o benim. O yanımdayken hiçbir şey olmaz bana diye düşünürdüm. O adam çok güçlüydü benim gözümde. Sonra büyüdüm. Büyüdüm ve gözümün önündeki toz pembe perde kalktı. Büyürken de gördüm babamın gerçekten ne denli güçlü olduğunu ve o gücü annemde, bende şiddet olarak kullandığını. Erkeklere güç neden verilmişti? Kadınlara karşı kullanmak için mi? Hayır. Kadınların gücünün yetmediği yerde yardım etsinler diye güçlülerdi. Peki bu şiddet neyin nesiydi? Babalık bu muydu? Babamın annesiyle babası babam daha 8 yaşındayken boşanmışlardı. Peki her babasız büyüyen baba böyle mi davranırdı? Büyürken hep böyle sorularla boğdum kendimi. Ama artık her şeyin cevabını biliyorum. Babam bana sevgi yerine para verdi hep. En son ne zaman sarıldı içtenlikle, ne zaman kızım dedi gözleri gülerek hatırlamıyorum. Üniversiteyi şehir dışında kazandım yolcu etmeye bile gelmedi. Bir baba kızından neden bu kadar nefret eder diye sormadan edemiyorum kendime her gün. Ama cevabını bulamıyorum. Çünkü ben bir şey yapmadım. Yapsam dahi, insan kendi kanından, canından nasıl nefret edebilir? Her gün sinirli, aksi. Bana kızmak, bağırmak için fırsat kolluyor ve bunu çekinmeden bana da söylüyor. Bakışları öyle nefret dolu ki. İnstagram’da, twitter’da arkadaşlarımın babasıyla sarılıp attığı fotoğrafları görüyorum ve farkında olmadan akmaya başlıyor gözlerimden yaşlar. Ben bunu hak edecek ne yaptım? Ben babasız büyüyecek kadar kötü ne yaptım? Çok isterdim baba-kız dertleşmeyi, erkekler hakkında bir şeyler söylemesini, tavsiye vermesini ve en çokta değer vermesini, sevmesini. En sonunda annemle boşanmanın eşiğine geldiler ve babam psikologa gitmeyi kabul etti. Anksiyete bozukluğu tanısı koydular. Ama iş işten geçti artık. 20 yaşındayım ve babasız büyüdüm. Yazının başında dediğim gibi küçükken çok severdim babamı. Büyüdüm ve gerçekleri gördüm. Ben artık büyüdüm…