Haz 28, 2014
1101 Views
0 0

Her şeyin muntazam olması bize uymaz

Written by

p1834j4sgghnf2vj10nh1kvm10t6k

“Her şeyin muntazam olması bize uymaz.” Yok hayır, bunu bir toplumsal veya sistemsel eleştiri olarak söylemiyorum veya bir ironi yapma amacım yok. Gayet de gerçekten böyle olduğunu ‘kastederek’ söylüyorum. Hatta sözün bana ait olmadığını da peşinen itiraf edeyim. Milliyet yazarı Melih Aşık, “Anılara Dönersek” başlığıyla yazmıştı köşesinde. Şöyle anlatıyor:

“Yıl 1966… İsveç’teki serserilik günlerimizde yolumuz Kavlinge (Şevlinge) adlı kasabaya düşmüş… Bir sosis ve salam fabrikasının mezbahasında çalışıyoruz. Kesilen hayvanlar askılarda dizi dizi geliyor, bir yaşlı İsveçliyle birlikte sabahtan akşama dek onları buzhaneye yerleştiriyoruz. Sıcaklık eksi 5-10 derece… Buzhaneye girişten bir iki saat sonra yakalarımızdan yukarı doğru bir donma hissi yükseliyor. Neyse ki aralarda bol tatlı yiyip enerji topluyoruz…

Akşamları alışveriş ettiğim bir bakkal var. İki üç günde bir uğruyorum. Bi dolu yiyecek alıyorum. Sevimli bir adam… Mayıs ayı geldi. Sabah molasında mezbahanın dışına çıkıp sigaramı yakıyorum. Yağmur yağıyor. Hava aylardır siyaha dönük gri. Oysa, diyorum içimden, Türkiye’de güneş açmış, etraf yeşillenmiştir çoktan.

Akşama bakkala uğradım yine… Süt, peynir, reçel, yağ derken birçok şey aldım. Tam hesabı ödeyeceğim, baktım kenarda ‘pilavlık pirinç’ duruyor. Canım pilav istedi. Onu da alıp torbaya attım. Ancak o ne, cebimde beş para kalmamış. Pirinç 50 öre. Yani 50 kuruş. İsveçli bakkala:

“Hiç param kalmamış, dedim. Bu pirincin parasını bir dahaki gelişimde vereyim…” Bakkal bana:

“O zaman pirinci bi dahaki gelişinde alırsın, demez mi?

Dondum kaldım. Evet, Batı’da hayat programlıdır. “Canın sağ olsun”, “Lafı mı olur?” gibi alaturkalıklara yer yoktur. Her şey tertipli düzenlidir. Onlara hak veriyorum. Ama… Bize uymuyor böyle hayat. O akşam Türkiye’ye dönmeye karar verdim.”

Bize ne kadar da garip geliyor değil mi? Gerçekten de öyle. Kültürler arası fark mı demeli, yoksa bizdeki ‘halden anlama’ meselesi mi bilmem ama verilen örneğin muntazam olma konusunda kusursuz olduğunu söyleyebiliriz. Yazıyı okuduktan sonra başıma gelen bir olay bu konu üzerinde daha fazla düşündürdü beni.

Bir ay kadar evvel taşınıyorduk ve bir dolu yoğunluk, bir dolu telaş içerisindeydik. Depoda bulunan eşyalarımız için tuttuğumuz kamyonet yakınlardaki yeni eve birkaç sefer yapıyordu. Depodaki eşyalar yüklenirken ben, evde de eşyalar yerleştirilirken de abim bekleyecek diye bir iş bölümü yapmıştık aramızda. Ancak buzdolabının onun için ayırdığımız yere sığıp sığmayacağı konusunda şüphelerimiz vardı. Bunun için depodan yüklenmeden önce buzdolabını boydan, enden ve derinlikten ölçmem, sonra da abimin de buzdolabı için ayrılan yeri ölçmesi gerekiyordu. Yakınlarda hemen bir nalbur bulup metre satın aldım. Evin bulunduğu yerin yakınlarında nalbur veya herhangi bir market bulunmadığından buzdolabını ölçtükten sonra abimin de buzdolabı yerini ölçmesi için metreyi ona göndermem gerekiyordu. Depoya geri döndüğümde eşyaları taşıyanların gelmiş olduklarını gördüm, birkaç küçük yardımdan sonra metreyi kendilerine teslim ettim. Fakat onlar gittikten sonra fark ettim ki ben henüz buzdolabını ölçmemiştim! Buzdolabı deponun farklı bir bölümünde ve gözlerden ırak olduğundan o telaşla aklımdan çıkmıştı. Bir sonraki seferde buzdolabını yükleyecekleri ihtimaliyle hemen nalbura geri gittim ve benim de donup kalacağım diyaloglar gerçekleşti. İçeri girdikten sonra, biraz önce kendilerinden metre satın aldığımı ancak böyle bir vaziyet dolayısıyla metreyi gönderdiğimi, sadece bir ölçüm için bir dakikalığına ödünç metre alıp alamayacağımı sordum. Cevaptan kendimce emindim tabi ki!

“Bende ölçmek için metre yok.”

Şöyle bir durdum. Baktım, doğru duyup duymadığımdan emin olmaya çalıştım. Yanlış anlayabileceğini düşünerek tekrar söyledim:

“Denemek için değil. Ben biraz önce almıştım zaten. Ama gönderdiğim için istedim şimdi.”

Cevap aynıydı:

“Tamam da bende ölçmek için metre yok!”

Şaşkınlığım kızgınlığa dönmeden evvel bünyesinde küfretmek isteyip de edemediğini barındıran bir, “hayırlı işler” dileklerinden sonra hızlı adımlarla dışarı çıktım. Herif keriz görmüş iki dakika içinde bir daha satacak malını. Bir metre ne kadardır ki? Ama sırf senden tekrar almamak için başka nalbur bulurum, gerekirse yine satın alırım. Bulamazsam da bir sonraki seferde metreyi göndermelerini ister, beklerim ama yine de bir daha sana uğramam. Belki ‘muntazam olması’ açısından böyle bir prensip geliştirmiş olabilirdi kendine. Doğrusu her denemek isteyene verirse malını kime satacaktı? Ama ya benimki gibi bir durum söz konusu olunca? Eğer ‘halden anlasaydın’ beni kazanmış olurdu zaten. “Sen de esnaf mısın ulan?!” dedim öfkeyle. Sonra aklıma Leyla ile Mecnun dizisi geldi. Tipik bir Erdal Bakkal ile karşılaşmıştım gerçekten de.

Avrupa’da veya herhangi bir Batı toplumunda böylesine bir esnaf-müşteri ilişkisi göremezsiniz. En iyi ihtimalle çok nadiren rastlarsınız. Her şey tertipli ve muntazamdır! Melih Aşık’ın örneğindeki gibi. Aşırı düzen bizim genetiğimize uymaz, zaten fazlasıyla gereksizdirler bana göre.

Peki, bunca bürokrasiden şikâyet eden bir toplum olarak bizde hiçbir şey muntazam değil midir? Kuşkusuz bazı durumlarda çoook muntazam olabiliyoruz. Kuralcı büyüklerimiz sağ olsun! İşte o zaman biz işin cılkını çıkarabiliyoruz. Ruhu şad olsun, Aziz Nesin’in bu konularda yazdığı kitaplar çok değerli ve önemli zaten. “Bir devlet dairesine girmeden önce dikkat edilmesi gerekenler” diye, öyküleme diliyle ele alınmış el kitapları olarak bile görebiliriz onları. Lakin memlekette bürokrasi sürecinde canını teslim tehlikesi yaşayan vatandaş sayısı eksilmiyor ki rahmetlinin de modası artık geçsin!

timthumb

 

Örneğin, artık “Acaba bu sınavda nasıl bir skandal yaşanacak?” şeklinde yaklaşmaya başladığımız, bireyleri seçerek onlara birer birer yerleştirme merkezi halini alan ÖSYM’ye bakalım. Sınavlarda belli bir süreye kadar sınıftan çıkma yasağı ve sınıftan çıkma durumunda bir daha sınava geri dönememe kuralı olduğunu hepimiz biliyoruz. İşte bu kural, son yapılan KPSS sınavında ‘delinmek’ istendi. Evet, böylesine katı kuralcı bir sistemi ancak ‘delirmek’ üzere olan biri deneyebilir diye düşünürken haberin detaylarını bakınca, buna sadece tuvalet ihtiyacı gelen birinin debelenmelerinin sebep olduğunu gördük. Söz konusu kadın tuvalete gitmek isteyip de kendisine izin verilmeyince dayanamayıp hacetini sınıf içerisinde gidermiş ve şikâyetçi olmuş.

Yaşanan konuşmaların detaylarıyla ilgili bir bilgim yok ama hayal edince şöyle geliştiğini düşünüyor insan:

“Pardon, bakar mısınız?”

“Salon görevlilerine soru sormak yasak.”

“Ama bu çok acil bir durum…”

“Ne oldu?”

“Dışarı çıkabilir miyim?”

“Hayır, dışarı çıkma iznine daha yirmi dakika var.”

“Ama benim çıkmam lazım.”

“Neden? Niye çıkacakmışsınız?”

“Iıhh. Çok tuvaletim geldi.”

“Yok, çıkmak yasak! Kusura bakmayın.”

“Ama dayanamıyorum.”

“Dayanırsın, dayanırsın. Sık biraz dişini.”

“Şu ana kadar zaten zor dayandım.”

“Yapacak bir şeyim yok.”

“Ne yani? Sınıfın ortasına mı yapayım.”

“Cesaretin varsa yap. Bana ne? Yasak işte.”

“Iıh. Dayanmıyorum. Bak gerçekten yapacağım.”

“Dur, dur! Gerçekten mi geliyor?”

“Geliyor.”

“Bak! Sakın! Dur, derin nefesler al.”

“Iıh. Artık çok geç!”

 

110207-ösym1.widecTuvaleti gelen mağdur kadın ve görevli arasında bunun gibi olmasa da buna benzer bir konuşma mutlaka olmuştur. Tamam, soruların çalınması meselesini geçtik, o zaten her sınavda oluyor… Sınavı gören birinin vaktinden önce çıkıp sorulara başkasına bildirmesinin önüne geçilmesi gayesini de anlayabiliyorum… Ama Allah aşkına sizde hiç mi insiyatif alma yetisi yok? Tuvalete kadar kadına refakat et, bırak kadın bir rahatlasın, hiçbir iletişim aracıyla veya hiçbir canlıyla irtibata geçmemesine de dikkat et ve sonra sınav salonuna kadar tekrar geri getir. Ha, yönetmelikte şu zamana kadar çıkılmayacak mı deniyor? Tuvaletten sonra kural gereği bir daha salona geri dönemeyeceğini söyle, süre dolana kadar bir yerde kendisini beklet. Veya aklına ne gelirse ona göre başka bir önem al. Ama yeter ki böyle bir rezalete imza atma, kadını da utandırma. Bu kadar mı akıl, zekâ yoksunuyuz yoksa kraldan çok kralcı soytarılara mı dönüştük hepimiz? Sanki sınav güvenliği müthiş derecede sağlanıyor, her sınavda yaşanan çalınma skandalları sizin sisteminizde yaşanmıyor da bir de anlamsız önlemler alacak, mantıksız kurallar koyacaksınız.

Şimdi mağdur kadın şikâyetçi oldu, olay mahkemeye taşınacak. Ancak mahkemenin, “Yönetmelik hükümleri uygulanmıştır. Söz konusu kadın daha önceden tuvalete gitseymiş! Dava reddedilmiştir,” kararı vereceğine neredeyse eminim. Sonuçta genetik kodlarımız gereği her şeyin muntazam olması bize uymaz. Ancak muntazam olsun diye işin bokunu çıkarmakta uzmanız. Yani; yasak kardeşim, istersen gel buraya yap ama yasak. O kadar! İnternet fenomeni olan adam boşuna mı söyledi o veciz cümleyi? “Ee peki bu adamlar nereye …?” diye… O yüzden bırakın muntazam olmasın, her şey dağınık kalsın, daha iyi!

Article Categories:
Deneme · Eleştiri

Leave a Comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.