Ben bugün kendime geldim. Anne’min uygun gördüğü hayat, baba’mın bunu da yap kızımlarından, arkadaşlarımın sen güçlüsünlerinden, mahallenin meraklılıklarından kaça kaça kaybolmuşum.
Anneler, babalar gururla “benim çocuğum “ demek için bir bireyin hayatını nasıl da çalıyorlar farkında olmadan! “Sen ne olmak istiyorsun”gibi içi boş sırf laf olsun diye sorulan sorular yerine “Sen ne yapmak istiyorsun” diye sorabilseler keşke. Sonra olmak istediklerimiz için bizimle mücadele etseler mesela biz olmak istediğimiz şey için denerken elleri sadece omuzlarımız da olsa… O zaman işte biz “biz” olmaz mıyız? Oluruz hem de öyle güzel oluruz ki. Toplum baskısının ilk başladığı yerdir “Aile” sen daha ilkokula giderken ne olacağın, hangi okula gideceğin, kimi zaman nerede yaşayacağın bile belirlenmiştir. Öğretmenlerin bile” ne olacaksın bakalım büyüyünce” diye girer konuya. Sonra okulla devam eder baskı “yarış atı” diye tabi ettiğimiz o yola girmişsindir artık. Hayallerin senin hayallerin olmaktan çıkar artık, en yüksek puanı almak için çırpınır durursun, öğrenmek için değil,sadece en yüksek puanı almak için çalışırsın. İşte bir insanın kendi hayalleri, hayatı, yolu böylelikle yok olur gider. Boktan bir sistem alaşağı eder tüm rüyaları – ki daha rüyanın hayalin ne anlama geldiğini öğrenmeden. Sonra toplum baskısı giderek büyür, komşunun çocuğu, kuzenin, sınıf arkadaşın, aşağı sokakta ki Ayşe teyze’nin oğlu derken bir bakmışın hepsiyle yarışıyorsun.
Hiç istemediğin bir Üniversitede ya da işte bulursun kendini ama dur henüz sen daha bunları istemediğini bilmiyorsun. Varış çizgisine vardığını düşünüyorsun değil mi? Hayallerin(!) sence gerçekleşti değil mi? O masanın başında insanlara hükmetmek, dosyalara gururlar imzaları atmak, iş yemeklerine katılmak, elit(!) tabaka ile iç içe olmak vs. bunlar tam da senin hayallerin öyle değil mi?
Evet, öyle değil. Sen o değilsin. Ben de o değildim. Doğmamış bebeğe “don biçen” toplumumuz sana böyle bir don biçti ve giydirdi sana hepsi bu. Ailen gurur duydu her gün başarılarınla “benim oğlan veya benim kız” diye girdi cümlelere gururlandı. Onlar gururlandıkça sen o don’u iyice oturttun üstüne farkında olmadan, toplum
tarafından kabul görmek kendin olmaktan daha değerli olmaya başladı.
Sonra birgün bir şey olacak tabiri caizse ki bence tabiri oldukça caiz; kaynar sular dökülecek başından…Bir anda aynanın tam karşısında bulacaksın kendini; Kimim ben diye bakacaksın o yabancı surete, ne yapıyorum diyeceksin. Saatlerce trene bakacaksın adeta! Beyin hücrelerin tek tek intihar edecek. Tüm yaşadıklarını düşünüp sorgulamaya başlayacaksın ve en sonun da varsa cesaretin ben bu DEĞİLİM diye haykıracaksın defalarca. Ben bu DEĞİLİM, DEĞİLİM, DEĞİLİM… Ahh! işte o an hayal etmenin tadına varacaksın. Aslından senden çok iyi ressam olacağını düşüneceksin, yada sesinin aslında ne kadar güzel olduğunu fark edeceksin belki de senden çok iyi bir yazar olurmuş kim bilir… Kim bilebilir senden başka-kimsenin şekillendirmediği senden başka değil mi?
Geç değil kendini bulduğun ve kendin için yaşamaya başladığın hiçbir an geç değil.
Ben bugün başkalarının şekillendirdiği hayatımı reddettim. Kendime geldim ve hoş geldim çok da HOŞBULDUM.
Ben hamur değilim sende hamur değilsin bizi şekilden şekle sokanlara inat hadi sende kendini HOŞBUL!
