Kayıt Ol
Tem 11, 2019
124 Views
0 0

Hüzün

Written by

Hüzün

İnsan hüzün ile doğar. İnsan üzülür bekler durur. Hiçbir şey olmaz. Sonra tekrar bir beklemeye koyulur sıkılır her şeyden üzülmeye başlar. İnsanın hüznü yaşaması için öncelikle fakr halinde kurtulması gerekir. İnsandaki hiçlik algısı insanı mutlu kılar. Hüzün mutluluk ile zıt duygular olduğu için insanın üzülmesi için iç zenginliğe ulaşması gerekir. Bu zenginlik onu mutlu etmese de hüznün varoluşsal mücadeledeki yerini kavramaya vesile olur. Bir insanın kendisini tanıması için kendisi ile savaşması gerekir. Savaş bir mücadele hali insanda hasıl olunca bu mücadele hali beraberinde hüznü getirir. İnsan bu mücadeleyi kimi zaman patronu ile kimi zaman ailesi ile kimi zamanda kendisi ile yapabilir. Burada dikkat edilmesi gereken önemli mevzu insanın bu mücadelelerinde hep bir var olma çabası vardır. Var olma çabası insanı hüzne sürükler. Bu çocukların kimi zaman anne ve babasına kendisini fark ettirmek için ağlaması gibidir. Bu ağlama ile insanın kendi varlığını ispatlama çabasıdır. Bizler kendimizi keşfetmekten korkmadığımız müddetçe kendi eksikliğini gideremez. Kendi eksisini göremeyen insan kendini düzeltemeyecektir. Bu insanın kendi klozet kapağına dayanması ve oradaki pis kokuyu keşfedip kendi benliğinde sifonu çekebilmesi gerekir. Ancak o zaman insan sürekli kendi pisliğini görmekten tiksinir. Bu tiksinme onu insan olmaya yöneltir. İnsan bu tiksinme ile yüzleşince birçok şeyden vazgeçebilir. İnsanın kendisini iyi hissetmek için belli başlı kusurlarını klozet kapağı gibi kapağı kapatıp süslü bir şeyle örterek hakikatte mahrum kalır. Buna modern çağda çok süslenen makyajla kendini kamufle eden sosyete diye tabir edilen yapay dünyayı da örnek gösterebiliriz. Bizler bahane yorganının altında durdukça yaz kış yorganın dışındaki gerçekliğimizle yüzleşemeyiz birtakım sesler duyunca da daha fazla yorgana sarılırız. Bu eksiklikler ve insanın kendine söylediği yalan türküsü yanık bir sesin gönlün bam teline dokunması gibi bizim bam telimize dokunmadıkça kendimizi hakikat yolunda düzeltemeyiz. Kendi zayıf tarafını gören insan kendini psikolojik bir soruna nevrozlara sürükleyebilir. İnsan gerçek hayat ile dürtüleri arasında bir bağlantı kuramaz. Kendi gerçekliğini hayata adapte edemeyince kendinde gördüğü haklılık kendince bir hak arama çabası onu ürkütür. Bu ütopik düşünce bugünkü psikolojik nevrozların genel sebebi olabilir. Bizle var olma çabası içerisinde kavrulurken bu çaba bizde bütün nefsi arzuları buharlaştırır. Saf ve berrak kalmaya çalışan insan acı ile yoğrulduğu için heybesinde hep hüzün taşır. Bu hüzün ölçülü olduğu müddetçe tassavvufta olduğu gibi insan az uyur az konuşur ve az yer bu arzulardan uzaklaşmak insanı içsel olarak geliştirir. İnsan tutkulara ve arzulara köle olmaktan kurtulur. Bu kurtuluşta yaşadığı sınırsız gerçeklik onun özgürlüğe attığı ilk adım olur. İnsanın ilk adımını atması gibi önce sendeler sonra bir baş dönmesi ile insan kendi ayakları üzerinde durarak varlığını ispat etmeye koyulur. Tanrı vardır. Ama var olmamıştır. İnsan hüzün ile vardır ve var olmuştur. Hüzünlü bir hecenin acı gözyaşlarında var olmak ümidi ile…

Avatar

Latest posts by Yunus (see all)

Article Categories:
Edebiyata Dair

Leave a Comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.