onu ilk gördüğümde içimden bir ses ‘’yaşarken seni öldürecek birine aşık olmaya başlıyorsun’’ dedi. inanmadım gülüp geçtim. nereden de söyledi bu cümleyi. sevmiyorum içimdeki sesi yahu. hep haklı çıktığı için, beni içimde yendiği için, ona karşılık dahi veremediğim için. bilmiyorum neye benziyor, nasıl düşünüyor, nereden buluyor bu düşünceleri; ama sevmiyorum içimi. dışım da sevilecek gibi değil ya hadi neyse.
içimin dediği gibi oldu her şey; yaşarken ölümü tattırdı bana o kadın. ulan ölseydim inan gam yemezdim. en azından terk etti ve bende öldüm derdim Tanrı’ma. kızacak değil ya Tanrı. bir kadını sevmenin nesine kızacaktı ki hem! evet, evet kesin kızmazdı. hatta cennetine dahi alırdı beni onlarca günahıma rağmen…
terk etti kadın; öyle bir kadındı ki öldürmedi, resmen süründürdü. insanın ölüm öncesi neler yaşayabileceğini gösterdi bana. onu düşündüğümde nefessiz kalıyorum, birden bire hararet oluşuyor vücudumda ‘’ateş bastı’’ diyorum, ateşten de öteydi halbuki. net bir ifadesi yok, anlatamıyorum. yanıyor gibi oluyordum, yanıyordum. tam öleceğimi hissediyorsun ve ölmüyorsun ya, işte bunu çok yaşadım. o kadar çok sigara tükettim ki şu birkaç yılda, paketleri yola dizsem taa kapısının önüne -güneye- yol olurdu. o kadar çok içtim ki, sigara paketlerinin üzerinde yazan yazıları yalancı çıkardım. çünkü bir şey olmadı; bak ölmedim. belki hastalanırım ilerde; ama şu an olmadım. kafam bazen gidip geliyor, unutkanlığım artıyor bunu da normal karşılıyorum artık..
yaşıyorum. yıldızlarım azalıyor, şarkılarımın ömrü uzuyor, ben yaşıyorum. ve ben anlıyorum, zaman denen şey tüketmiyor içtekini, sadece dışavurumunu azaltıyor. hepsi bu.