Düşündüm. Saatlerce, günlerce, haftalarca düşündüm. Ne olduğunu bilmeden oldum. Ben hayatın içimdeki çocuğu büyütecek kadar oldum. Her insanın içine yer edinmiş çocuk, benden özenle alındı. Yetişti, büyüdü ve kocaman bir adam oldu. Kürtaj sandım öncelerde. Sonra bir baktım ki; olmuşum. Yoluna ölürüm dememişim. Yokluğunda adım adım yaş basmışım ömrüme. Şimdi, yaşımı tersten yazsam az gelir yaşamıma. Ama bak büyüdüm…
Ne garip bir ikilem. İyi bir baba olur diye sevdiğin adamın, içindeki çocuğu bile yetiştirdiğini görmek. Nasıl bir duygu sence? Bunu hiç düşündün mü? Çok acı çekti; ama inan buna değdi. Bütün tecrübelerimle sana geldiğim hayatı aldın; yerine yeller bırakmadan ve gittin ardında el sallamadan. Yetim bıraktın, yarım bıraktın bizi. Donu düşük çocuklar gibi kaldım bu ayazda. Farkımız mı? Onların bacakları, kıçları üşüyordu. Ama mutluydular. Çünkü çocuktular. Eğlencenin, tebessümün en çok yakıştığı yaştaydılar. Ben mi? İçim buz kesti. Yüreğimin kapısını aralık bırakman, bu ayların habercisi miydi?
Ne gecelerde sarıp sarmaladım içimi, bilemezsin. Kanayan dizlerle her gün geri döndüm gönül haneme. Her gün kimsesiz uyudum mahremime. Seni özlemekten nefesimin kesildiği günler oldu. Yoğun baktı beyaz kanatlı melekler, misafir edip; gönderdiler evime. Kimsesizdim. Yalnızlığın bile kimsem olmayacağı kadar kimsesiz. Sensiz…
Anladım ki, sen hiç yaşamamış gibi rüya sanıp uyanmışsın uykudan. Sıradan hayatında sıradanlaşmak olmuş tercihin. Anladım ki, özgürlüğün kadarmış nefesin. Ben mi? Uyandım. Seni gömdüm gönlümün mezarlığına. Sonsuza kadar benimle uyuyasın diye. Anılar diktim kabrinin üzerine. Her gece suladım onları; sevgin gibi zamanla solmasınlar diye…