Kayıt Ol
May 10, 2014
1962 Views
0 0

İçimdeki Sen

Written by

Hayat, bir rüzgar misali yaşananları havada evirip çevirirken ; bana düşen yalnızca izlemekti. Benim kendi payıma düşeni hesaplamak için bir çabam olmadı. Yaşıyordum. Sadece bu. Nefes al ve ver… Oksijen içeri, karbondioksit kapı dışarı. Yapabildiğim tek şey buydu. Daha doğrusu kovabildiğim tek varlık karbondioksitti. Hayatımdan içeri süzülen bakterilere hiçbir zaman dur diyememiştim.
Kendinden kaçanın sonu yoktu, bilirdim.
Uzun süredir yazmıyordum. Bunun sebebini de bilmiyordum. Sadece neden olduğunu kavrayamadığım bir şekilde kağıtlardan, kalemlerden ve içsel seslerden kaçıyordum. Ve tüm bunların eşittirinde aslında benliğim vardı.
Ama hiç utanmadan, uslanmadan ve pervasızca kendimden kaçıyordum. Aynalardan, bana beni anlatan satırlardan, kahvemden ve gecenin cömertliğinden… Ardıma bakmadan ve hiç düşünmeden uzaklaşıyordum.
Son şiirimin tarihine baktığımda neredeyse iki aydır şiir yazmadığımı farkettim. Kendimle yaptığım söyleşinin üzerinden ise bir ay geçmişti. Farketmedim. Dudağımı uçuklatacak nitelikteki tarihe gözlerimi belertmiştim.
Bu kadar zamandır yazmıyor olamazdım.
Hayatın beyhude çabasına kendimi kaptırıp, düşünmekten ve sorgulamaktan bu kadar uzaklaşmış olamazdım.
Ne yapıyordum ben?
Dış kuvvetlerin etkisiyle yazmanın verdiği o huzuru nasıl terkediyordum?
Yazmaya başladım. Yeniden, yine… Ve hep olacağını umduğum gibi. Beğendirme arzusu olmaksızın, cümlelerimi kalbime ilk düştüğü haliyle konduruyordum. Çünkü bilirdim ki, ilk karar en doğru karardır. Kalbe ilham olunan şey… Odur doğru olan. Zira bu tezimi birçok sınavımda ilk kararımdan cayıp aslında onun doğru olduğunu öğrendiğimde kanıtlamıştım.
İlk kararlar sağlıklıdır.
Vazgeçmemeliydim.
İki ayın yorgunluğunu bu kadar fazla yüklenmemeliydim.
Bana neler oluyor, anlamıyorum. Zamanın içinden bir el beni çekip alıyor sanki. Eskilere götürüyor. Hatırlayamacağım kadar eskilere. Ve bir çırpıda bırakıyor beni orada. Kalakalıyorum.
Hatırlamak istediğim anılar bunlar değil.
İçinde boğulacağım karanlık siületler istemiyorum.
Aydınlığa ihtiyacım var.
Ama o el beni orada kimsesiz bırakıyor. Hayır, aslında kimsesiz değilim.
Karanlık geçmişimde insanlar var.
Kalabalıklar.
Kimsesiz değilim. Issız değil buralar. Ama yalnızım.
Boğuyorlar.
Oysa benim nefes almaya ihtiyacım var.
Ayaklarımı yere vurarak toprağın cömertliğinden güç alıyorum. Ağzımdaki kuruluğun ellerime sirayet etmesini diliyorum içten içe. Terliyor ama üşüyorum.
İnsanlardan kaçmalıyım. Hep bunu diyorum kendime. İnsanlardan kaçmalısın… İnsanlardan kaçsana… Kaç.. Hepsinden kaç.
Ama gitmek bana göre değil, bunu da biliyorum. Tarık Tufan bir kitabında gitmek isteyenlerin vapuru tercih etmesi gerektiğini, çünkü ayağı toprağa değenin gidemeyeceğini söylüyor.
İşte bu yüzden gidemiyorum. Çünkü ruhum her adımımda topraktan bir avuç alıp bedenimi buluyor. Yağmurun ıslattığı toprağın kokusunu seviyorum.
Kitaplarımın kokusunu… Şekersiz kahvemin buharında burnumu geziye çıkarmayı… Seviyorum.
Gitmek bana göre değil. Ben, bugüne kadar uğurlayan oldum. Arkada kalıp ağlama görevi tam da bana yakışır bir hareket. Ama gitmek… O sorumluluk ister. Cesaret ister.
Ben, cesur değilim.
Evet, köpeklerden korkmam. Sisli ve ıssız sokakta yalnız yürüyebilirim. Evimde kendimle başbaşa kalabilirim. Ama cesur değilim. Tüm bunların aksine korkağın tekiyim aslında.
Gidemeyecek kadar. Hatta gidenin arkasında gözyaşı dökemeyecek kadar korkağın tekiyim.
Hayatın kısır döngüsünde kendimi kaybettiğim anlar olmuyor değil. Tarihin tekerrür edişini canlı yayınla izliyor gibiyim bazenleri. Kimi zaman çok durağan olan yaşamım tek bir hamle ile bulanıklaşıyor. Denize atılan taş misali dalga dalga yayılıyor bir sis bulutu hayatıma.
İstediğim en son şey, mütevazi hayatımın son bulması.
Düzen benim herşeyim. Evet, hayat bazen tüm planlarınızı altüst edecek sürprizler yapar. Amenna. Ama kalbimden dudaklarıma çıkan yegane duyguyu yutabilmem de mümkün değil.
Ayrılıkları sevmiyorum.
Birilerinin gelip veda etme çabalarını, tutulmayan sözleri sevmiyorum.
Hayatın telaşına bütünüyle kapılıp unutulan kimse olmak acınası bir durum.
Gitmeleri sevmiyorum. Giden olmak istemiyorum bu yüzden. Bilmiyorum, ben gidiyorum diye kimsesiz hisseden olur mu. Ama benim bu hisleri doruğuna kadar yaşadığım anlar da olmadı değil.
Bir rüzgar alıp beni, atıyor yerden yere. Ama bilirim ki kasap sevdiği eti dövermiş.
Teşekkürler Allah’ım! Beni sevdiğini gösterdiğin için.
Allah’ım lütfen… Çabalarımı kabul et. İç hesaplaşmalarımı, kendime kızmalarımı, dönüp dönüp aynı şeyi yaptıktan sonraki pişmalıklarımı… Sözlerimdeki patavatsızlıkları, gözlerimdeki soğuk bakışları… Kabul et.
Sen bilirsin… Beni. Varsın kimse bilmesin.
Allah’ım bana Sen’i unutturma.
Bilirim ki Sen’i unutanın yoluna karanlık bir gölge hakim olur.
Benim çok gölgem var. Beni boğuyorlar. Allah’ım! Yolumu aydınlık yap demeyeceğim.
Sen bana salih bir yol yap. Ben karanlıkta da yürümeye razıyım.
Tüm gidenlerimi getiren bir yol istiyorum. Ben vedaları sevmem Allah’ım. Bu yüzden ka’lu beladan beri… Sana kavuşmak için yaşıyorum.
Seni seviyorum Allah’ım. Beni kurtar. Ölüyorum. Beni boğuyorlar.
Beni kurtar.
İçimdeki Sen’i öldürmeye çalışıyorlar.
Allah’ım! İçimdeki Sen’i kurtar.

Sümeyye Çivici

Sümeyye Çivici

Beynimin içinde herkese nutuklar çektiğim bir zaman diliminde yazmaya rastladım. Susmanın bir avantajını aramaya kalkışmamla başladı bu serüvenim aslında. Haksızlık karşısında esip gürleyen biri olmayınca susmak en cazip yol olarak göründü gözüme. Bütün her şey birikince içimde, sızıntılar için bir tıkatıcı keşfetme zamanımın geldiğini anladım. Ve birden ellerim koştu yardımıma. Kalemim ve az biraz da yalnızlık. İçimin kalabalıklarından kurtulabilmem için ufak bir sessizliğe gömdüm kendimi. Ve işte o anda, kendini dinlemek neymiş, öğrendim.

Hayatım boyunca kendini bulmaca olarak tasavvur eden ve kendini çözmeye çalışan biri oldum. Saatlerce ufak ayrıntılar üzerine düşünürdüm kimi zaman. Kimi zaman düşünürdüm ama ne üzerine olduğunu bilmeden. Boş boş otururdum işte. Gariptir ama rahatlardım. Yalnızlığı yudumlamakla başlayan bu yolculuğum, şimdi hayat felsefem oldu.
Avatar

Latest posts by Sümeyye Çivici (see all)

Article Categories:
Deneme

Leave a Comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.