Ben, bir ikilemin içinde yaşıyorum aslında.. Kendimi bulmaya çalıştıkça kendimden kaçıyorum bir bakıma.. Duygularımı anlamaya çalıştıkça raflara kaldırıyorum onları. Bir belirsizliğin içinde yaşıyor şu ruhum. Bir bilinmezliğin içinde yer alıyor şu yüreğim. Bense; çoğu zaman savrulan bir toz tanesiymiş gibi hissediyorum kendimi. Kimim ben?! Beynimde çalan şarkı, hep bu bilinmezlik sorusuna hizmet ediyor aslında. Oysa ne ben biliyorum cevabını ne de bir başkası… Belki diyorum; aklın cevap bulamadığı bu soruyu, kalp anlayabilir. Ama bilmiyorum, anlayabilir mi ki? Sanırım, hissizleşen hislerimiz de yardımcı olamadı bizlere. Zaman, diyorum sonra; zaman çözecek her şeyi, o gösterecek gerçeği… Peki; zaman, gerçek mi?!
Belki de bir insanı insan yapandır, onu özüne kavuşturandır çelişkiler ve belki de bu çelişkilerden bile çelişkili olmak gerekir şu hayatta. Aslına bakarsanız hepimiz başlangıcı aynı olmasa da sonu aynı olan bir yoldayız, sadece birbirimize görünmeziz. Lakin, sonumuz aynı noktada kesişiyor… Farklı amaçlarla aynı sonda buluşan varlıklarımız belki de gerçek bizi temsil ediyordur ve gerçek bize evriliyordur. Peki, ‘’biz’’ kimiz? Bu soru sorulsa insanlara, herkes aynı cevabı verir bir bakıma. Cevapsa şundan ibarettir; ‘biz’, ‘ben’lerin çoğul halidir. Gerçekten de öyle midir? Bence, ‘ben’lerin gerçek anlamda bir olduğu dünyasıdır aslında. Bu dünya ki düğümlerle birbirine yama edilen yolların bir arada oluşturduğu karmaşıklıkları içeren yapıdır. Oysa bu karmaşıklıklar da basitliklerden meydana gelen bir oluşumdur. Ne zaman ki insan denilen şu varlık basitlikleri çözerse, işte o zaman karmaşıklık içeren yapıları da çözmeye başlayacaktır. Sanırım, görmeyi öğrenmek gerek bunu anlamak için, bilmeyi unutmak gerek yaşamak için ve belki de hatırlamayı hatırlamak gerek var olabilmek için…
Bu yüzden insan, çelişkinin sahip olduğu ikilemi yok mu etmeli yoksa kabul edip yoluna devam mı etmeli? Bu da bir çelişkiden ibaret işte… Hayat, sanırım, bir çelişkiler abidesi ve belki de biz bu yüzden savruluyoruz. Belki de benliğimize çekiliyoruz ya da benliğimizi kendimize çekiyoruz. Bilemiyorum açıkçası; iyi mi kötü mü? Ama şundan eminim kaybetsek bile kazanıyoruz. Ama kazanırken tam olarak kazanmıyoruz. Uzak bir kavramdan ibaret, tamamen kazanmak. Çünkü, kazanmak demek; bazı şeylerin bitmesi demektir aslında. O vakit, biten bir vaziyette benlik denilen öz nasıl bulunabilir ki? Bu yüzden belki de aslen önemli olan süreçtir, inanmaktır, bunları kabullenip yaşayabilmektir ya da yaşamaya çalışmaktır…
Ruhtan ibaret olan beden, çelişkilerden ibaret olan ruh, ikilemlerden ibaret olan çelişkiler ve benliğimizden ibaret olan ikilemler… Belki de bu rotadır yönümüzü bulmamızı sağlayacak olan. Sonucunda ise ya kaybettiğimiz benliğimize ulaşacağız ya da içimizde var olan benliğimizi tekrar aydınlatıp bulacağız. Ve de ya bununla yaşayacağız ya da yaşıyormuş gibi görünüp rol yapacağız… İşte orası meçhul!