Yazının başlığını ”ilk” koydum. Neden? Çünkü her yazımda ondan bahsediyorum, ilk’imden. İlk kez sevdiğim, ilk kez elini tuttuğum, ilk kez gözlerinde kaybolduğum, ilk kez görmediğim halde unutamadığım, ilk kez her gece rüyamda onu göreyim diye Allah’a yalvardığım, ilk kez beni sevsin diye canımı dişime taktığım, ilk ve son kez aşık olduğum kişiye yazıyorum.. Bu kadar sevgiyi hiçe sayacak kadar kötü biri o. Beni kıracak, paramparça edecek kırılan parçalarımın üzerine basıp onları daha da çok kırabilen birisi o. Sanırım kalbi yok. Ama benim kalbim, sevgim ikimize yeterdi ben bunca zaman bunu anlatmaya çalışırdım ona. Onun kalpsizliğini, benim onun evi olarak kullandığım küçücük ama bir o kadar da kocaman olan kalbim tamamlardı. İmkansızdı o, fakat imkansız diye bir şey yoktur diye diye beynime sürekli kazıdım onu. Sevgimi gördükçe kıyamaz, kıramaz gelir dedim. Ama o sevgimi gördükçe gitti. Niye böyle oldu inanın bilmiyorum. Sanırım kimseye hak ettiğinden fazlasını vermemek gerek. O bu sevgimi zerre hak etmeyen biriydi ama ben ölebilecek kadar çok sevmiştim onu. Ölümüm oldu onun gidişi zaten. Asla o kadar yoğun duygular besleyemedim ondan sonra. O kadar yoğun değil ama gerçekten değer verdiğim biri geldi hayatıma 8 ay önce. Onun beni nasıl incittiğini bilip, bu yaralarımı sarmak için geldi. Öyle dedi. Artık umudum kalmadı güzel şeylere dair. Yalnızca yaşıyorum. Olduğu kadar.