Mesela bir kitabı okuyunca, içimde gizlenen ve aslında yazmaya meylettiğim konular uyanır. O konuları yazarın penceresinden okurum. Sonra da kendi içimden kopup gelen düşüncelerin cümleleriyle harmanlayıp kağıda dökmenin adıdır yazmak. Kişi ne kadar anlatırsa anlatsın, karşısındakine ne kadar gerçekçi görünürse görünsün, duygularından etkilenen sadece kendisidir. Ölümü de kişidedir, yükselişi de. Anlattığı kötü bir anı kişiyi parçalar, bir daha kötü anılar yaşama tedirginliği onu sarar. Çünkü o, yaşadığı korkuları hissederken onun temeli kendisidir. Karşısındaki onu katiyen anlayamaz. Ne kadar mutluluk da paylaşılır deseler de, bir kişi kendi mutluluğuna sevindiği kadar başkasınınkine katiyen sevinemez. O sevinçli görünüşü sadece insanların yanında olmaktan, doğal olarak yalnızlık korkusundan süregelen bir ihtiyacın ürünüdür. Birileriyle konuşmak, dert anlatmak bir ihtiyaçtır; insanın mayasında vardır. Ama yine de anlattığı derdinin çözümü kişide değil midir? Yani kişinin anahtarı kendi elindedir; kendi dert deryasının kapısını ancak o açabilir. Başka kimseler de görse bile bu kapının ardını, bir şey bulamazlar, bir şeyin ucundan tutamazlar. Çünkü onlara ait değildir orası. Nedense bir şeyi anlatınca her şey daha iyi olacakmış gibi bir anlayış var insanlarda. Bunun doğrultusunda sosyalleşmeyi; birbirine sıkı sıkıya kenetlenmeyi bir amaç olarak hedeflerinin ilk sırasına yerleştirmişler. Yanlış şey ise; kendilerinin koyduğu bu amaç sisteminin dışında olanları, yani kendi benliğinde yetişip kendi kendine yetenleri hor görmeleri. Kişi, başkasının koyduğu sistemlere uymadığı, saçma bulduğu için hor görülemez. Zaten o kişi aldırmaz, kendi sisteminin yaratıcısı ve yöneticisi odur; onun sisteminin kuralları ilgilendirir onu. İnsanların birbirine bu denli bağlı yaşamaları, belli dönemlerde sıkıntı yaşamalarına yol açar. İnsan her an kendisiyle baş başa kalabilir. Aslında yalnızlık kelimesi doğru değildir bilinen manasıyla. Yalnızlık baş başa kalmaktır kendinle. Zaten ilk önce kendinle hesaplaşmayı, kendini tanımayı, kendinle baş başa kalmayı öğrenmedikten sonra hayat anlaşılmaz. Hayata karşı atılan yolun ilk adımlarıdır bunlar. Okuduğumuz kitaplardan da etkilendiğimiz cümleler, düşünceler de kendimizin yansımasıdır. Zaten aksi olsa etkilenir miydik?