Kayıt Ol
Ara 2, 2019
71 Views
0 0

İSTANBUL İNSANLARI

Written by

Haliç’teyim. Köprüde. Orhan Veli gibiyim. İstanbul’u dinliyorum. Bir garibim…

    Binlerce insan geçip gidiyor önümden. Farklı yüzler, farklı hayatlar, farklı sevinçler, farklı

kederler… Herkes, her şeyiyle farklı.

    Bir kadın görüyorum. Genç bir kadın. Kız çocuğu var yanında. Elini tutmuş. Ama öyle bir tutmak

ki; incitmekten korkar gibi, bir kuşun kanadını okşar gibi, avucundaki kelebeği öper gibi. O kadar

naif,o kadar sevgi dolu. Küçük kızın gözleri ışıl ışıl, gülüşerek geçiyorlar önümden.

    Bisikletine binmiş bir amca görüyorum sonra. Tüm yaşanmışlığına rağmen umutla basıyor pedala

sanki. Denizi selamlayarak geçiyor önümden.

    Oltasını Galata’ya karşı sallayan üç arkadaş görüyorum yanı başımda. Kovaları da epeyce dolu.

“Akşama büyük ziyafet var.” diye konuşuyorlar aralarında. Tebessüm ediyorum. Balık tutma işini

bitirip, kovalarını kollarına takıp, üç afacan çocuk gibi akşamın  hayalini kura kura geçiyorlar

önümden.

    Bir teyze görüyorum. Bana doğru geliyor ağır ağır. Torunu alacakmış buradan. Saati soruyor.

12’ye 5 var. Gençliğinde ne çok gezermiş. Şimdi yaşlanınca işte  çıkamaz olmuş. Torunu sağ olsun,

arada böyle hava alıyormuş sayesinde.Tatlı tatlı konuşurken torunu geliyor. “Gençlik güzel.”  diyor

teyze. ” Kıymetini bil.” Başımla selamlayıp el sallıyorum arkalarından. Teşekkür edip ayrılıyorlar

yanımdan.

     Bir simitçi görüyorum köşede. Simitler gevrek. Kokusu ta karşıdan geliyor burnuma. Kimi çay ve

peynirle birlikte muhteşem üçlüyü tamamlayıp denizin keyfini çıkarmak için , kimiyse martılarla

sohbet için alıyor. Kimi de hiç bakmadan devam ediyor yoluna. Bugünün yevmiyesi çıksa bari…

     Baloncu geçiyor önümden. Rengarenk balonları, çocukların iştahını kabartıyor.

     Pamuk şekerci, 14-15 yaşlarında temiz yüzlü bir oğlan. Hayatın  yükü, omzunda taşıdığı

pamuk şekerler kadar hafif  değil anlaşılan. 

    Çiçekçi kadın görüyorum. Hüzünlü güzel; kasımpatısı var  taze taze. Özenle yerleştiriyor yerine.

“Sevince..” diyor, “Sevince tüm dünya aha bu çiçekler gibi güzel olur, mis kokar.” diye kasımpatının

hüznünü yok etmek  istercesine sesini duyurmaya çalışıyor  yanından geçenlere. “Çiçek gibi sevmeyi

öğrenebiliriz umarım bir gün.” diye geçiriyorum içimden.

      İnsanların sesi, denizdeki martıların sesine karışıyor. Denizin dalgasına karışıyor. Yaşamın tüm

sesi, rengi, dili birbirine karışıyor. Bir oluyor.

      Ve ben,

      Haliç’in ortasında Nazım gibiyim bu sefer.

      Memleketimden insan manzaralarını izliyorum.

Avatar

Latest posts by Dilan (see all)

Article Categories:
Edebiyata Dair

Leave a Comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.