Bazen bir kitapçıya ne aradığını bilmeden girer, tam da içindeki boşluğu dolduruveren bir şeyle çıkıverirsin. Ruhum fena halde açıklıktan gurulduyordu. Bu nedenle öğlenki kısa zaman diliminde koştur koştur buraya gelmiştim. Ankara’nın en eski kitapçılarından birinde huzursuzca sağıma soluma bakıyordum. Huzursuz ruhum sebebiyle zihnimi toparlayamıyor, bunaltan klimasız ortamın da etkisiyle, elimi yelpaze gibi kullanıp bir süre daha dayanmaya çalışıyordum. Ta ki aradığımın bulana dek. Amacım netti, unuttuklarımı hatırlatmak suretiyle beni yeniden hayata bağlayacak, farkındalığımı artıracak bir kitaba ihtiyacım vardı. Öyle bir şey ki, kelimeler doğrudan kalbime yol almalıydı, yazılanlara iman etmeliydim. Birkaç kitaba isteksizce göz attıktan sonra, onları incelemediğimi, gözlerimin satırlar arasında gidip geldiğini farkettim. Sonra onu gördüm. Özge Uzun’un son kitabı “Sizin hiç maviniz var mı?”. Önce bencilce bir istekle elime aldım kitabı. Allah biliyor ya, kasaya giderken, benden daha fazla çıkmazda (?) olan birinin hikayesine kulak verme düşüncesi vardı kafamda. O nasıl bir çözüm bulmuştu? Kafasından hangi hesaplaşmalar geçiyordu? Aklından geçenleri yazıya dökmüşse, kendi hareketlerimi normalleştirme fırsatım olacaktı. İşe döndüğümde bir yandan kitabı tek nefeste okumak istiyor, bir yandan da her kelimesinde sihirli bir formül arayan gözlerim kitap hiç bitmesin istiyordu. Okudum. Konular farklı da olsa, ortaklıklar çoktu. Çıkarımları, çıkarımlarımla kaynaştı. Sonuç: Not 1- Ben de dahil insanlar “normal”, “basit”, “doğal” şeylerin hayatta ne kadar büyük bir hazine olduğunu anlayamıyordu. Anlayan şanslı azınlık da çabucak unutuveriyordu. Not 2- İnsanlar dert dinlemeyi hiç sevmezdi. Bir noktadan sonra seni “yürüyen keder” olarak gördüklerinden sosyal-mosyal bir hayatın kalamazdı. Not 3- Bazen düştüğünde ve resmen yere serildiğinde yerden kalmak istemeyebiliyordun. Her ne kadar doğal akışa aykırı da olsa. Not 4- Herkesin bir imtihanı vardı. Kimi evladı, kimi malı ile sınav oluyordu. Sınavda nihai amaç daha başarılı olmaktı (Cevap anahtarı kaybolmuştu.) Not 5- Büyük rahatlama bu puzzle’ın çözüldüğü, her şeyin tam olarak anlamlandığı, parçanın bütüne kavuştuğu zaman olacaktı. Not 6- Yaşanan yaşanacaktı, ön alınamıyordu. Not 7-Hayatta dar zamanlarda gelen ve gülümseten mucizeler vardı, sadece daha dikkatli bakmak gerekiyordu. Not 8- Daimi bir iç dinginliği ve huzur hayatta çok az kimsenin başarabildiği ve en çok özendiğim şeydi. Not 9- Rüyalar bilinçaltının bizleri rahatlatmak için kurguladığı renkli ve sesli senaryolardı. Not 10- Mevlananın dediği gibi: Küle döndüysen, yeniden güle dönmeyi bekle..
Ve geçmişte kaç kere küle dönüştüğünü değil, kaç kere yeniden küllerin arasından doğrulup yeni bir gül olduğunu hatırla…