Bu teklifsiz mavi.Bunca insanın bu çirkef şehre katlanmaya devam etmesinin tek sebebi bu. En azından şu an için senin bu şehrin içinde yer alma fikrine dayanmanı sağlayan yegane şey bu. Gizli saklı buluşan sevgililerin, çektikleri fotoğraflarla bu şefkatli mavinin huzurunu bozan turistlerin, sokak satıcılarının anlamsız çığlıklarının zihnini işgal etmeye çalıştığı alandaki banklardan birinde oturmuş bunu düşünüyorsun.Düşünmeye çalışıyorsun. İzin vermiyorlar. Sinirleniyorsun. Oysa burası sana senin gibilere ait, bilmiyorlar mı ? Sen biliyorsun, yanındaki bankta oturan yaşlı adam da. Sadece yalnızlıkla donanmış olanlar biliyorlar oranın yalnızlara ait olduğunu. Bu yüzden başka insanlar tarafından işgal ediliyorsunuz. Yalnızlığınızla bütünleşin, yüzünüze vurulsun, onu içinize çekip ciğerlerinizde yaşatın diye. Siz mi ? Ne zaman siz oldunuz ? Saçmalıyorsun.
Saçmalamıyorsun. Sadece yalnız kalmaya ne kadar kıymet verdiğini anlayan insanlarla birlikte sessizce yalnızlığın kıymetini bilmek istiyorsun. Bir yalnızlıkta bütün olmak ya da bir bütünün yalnızı olmak. Mavinin yalnızlığını içmek kana kana.Bunu anlamaları bu kadar zor mu ? Ah, insanoğlu gün geçtikçe ilkelleşmeyi nasıl beceriyor ? Her birinden ayrı ayrı uzak kalmak istiyorsan. Sevmemek ya da nefret etmemek.
Sol yanını kaplayan acı ve hiçbir şey yapmamanın verdiği yorgunluk doluyor nefesine. Kulaklarında acı bir tat.Karanlık bir gökyüzüne sürükleniyorsun. Ne kadar çok yalnızlık demişsin ? Saçmalıyorsun. Kendine bile kendini anlatamıyorsun ? Başka kelimeler kullanmaktan bu kadar mı acizsin ? Fazla üstüne gelmemeliyim, biliyorum. En iyisi maviyi izle. Gözlerini görmeye değer bir şeyle onurlandır. Kokusundan hediye et biraz can çekişen ruhuna. Geri al ellerini zihninin içinden suya dokun. Sen bile bunları hak ediyorsun. Yapabilirsen , tebessüm de et biraz. Korkma, canını çok yakmaz.
Ben yine gelirim. Hesaplaşırız sonra.Kendine iyi bak. Hah.