Kayıt Ol
Nis 24, 2019
187 Views
1 0

Meslek Lisesi Anıları Derlemesi Bölüm 1 “Ulaşım Değil Dolaşım”

Written by

Tarih: 2013-2017 arası…
Mevsim: Kış
Saat: 06:15 suları…
Okula değil de narkotik operasyona gidiyoruz sanki.
Evet, yine soğuktan donmadan dolmuşa binebilmek için daha güneşin doğmasını beklemeden uyandığım bir gün daha… Okulda sabah çayımı içmek için kettle’a su dolduruyorum; o kaynarken giyiniyorum. Çantam nerede? Tabi ki dün geldiğimde fırlattığım yerde. Peki bugün günlerden ne? Salı! Yani atölye önlüğümü koymama gerek yok. Yaptığımız en kirli işin PC başında yazı yazmak olmasına rağmen zorla o önlüğü giydirmeye çalışan hocalarımız… Hava zaten soğuk, kabanın üstüne önlük giymeye çalışıyorum.
Olabildiğince çabuk hazırlanıp kendimi dışarı atıyorum. Tabi benim gibi bu saatte kalkan başka insanlar da var. Yürüyüşlerinden ne kadar uykulu oldukları belli. Walking Dead sezon finali… Kiminin tek gözü açık sendeleyerek yürüyor, kimi otobüs beklerken donmuş ve adeta heykelini ziyarete gelecek turistleri bekliyor.

Şu devirde ulaşımı bir mucize olarak görüyorum. Daha doğrusu ulaşmayı… Hepimizin işi, okulu var ama ne yazık ki hepimizin özel aracı yok. Mecburen toplu taşıma kullanıyoruz; ya da onlar bizi kullanıyor. Sabahın köründe uyanıp da o çok nadir duran ve torpido gözüne kadar dolu olan dolmuşun çilesini çekmek yetmezmiş gibi, ilerde çevirme var diye ara sokaklarda gezmekten bıktım artık. Abi ne yapsam ulaşamıyorum istediğim yere. Okula gidene kadar seferi oluyorum resmen. Dolmuş durdu, yer de buldun(ayakta tabi). Yol boyunca dur-kalk (kapı önüne binenler bilir ki sürekli hareket halinde olman gerekir yoksa hayatta kalamazsın) trafiğin çilesini çektin, yetmedi bir de polisten kaçıyoruz! Eskiden çömelerek kurtuluyorduk, şimdi motorlu çevirmeler varmış. Dolmuşun yanından geçiyor, içine bakıyor, ayakta yolcu varsa cezayı kesiyormuş. Polisten kaçmak nedir Allah aşkına ya, izin verin de herkes işine gücüne baksın. Sanki kıçımda 5 kilo kokain, Keçiören’den Ostim’e kaçırıyorum. Tribe sokmayın adamı, yeter ya!

Neyse dolmuştayım ve sabah ezanı okunuyor. Kafamdan; dolmuşta nasıl cemaat yapılır, diye geçirirken dikkatimi yanımdaki müzikli çocuk dağıtıyor. Kulaklık takmasına rağmen hepimiz ne dinlediğini duyabiliyoruz. Sabah sabah o ne seviyorsa onu dinliyoruz. Bir de şu vakitte “ıptıs çıktıs” tarzı tempolu müzikler açma ya… Slow bir şeyler aç, kafamızı dinleyelim biraz. Olmadı kıs şu lanet şeyi! Çocuğun neden sağır olmadığını düşünürken en arkada oturan ablamız “müsait bi yerdeee” diyor. Ablacım yapma! Kıyma bana! Daha çok gencim. Bir anda hızlı bir fren ve kapı açılır… Zaten dolmuşta yer bulmak derken koltuktan bahsetmiyorum. Ayakta, tek elle tutunabileceğin ve sadece hacmin kadar boşluk bulabiliyorsan o dolmuşta yer vardır. Gerçi, şoföre kalsa “Torpido gözündeki boşluklara doğru ilerleyelim arkadaşlar” kafasında… Sanki arkada solucan deliği var, geleni içine çekiyor. Kapıda giden ben, ani fren ve ardından kapının açılmasıyla dışarı fışkıran ben! Bütün dolmuş iniyor, en son abla da indikten sonra ben geri binmek için atağa kalktığımda dolmuşun içindeki insan sayısının eksilişine rağmen her nasılsa matematiğe uçan tekme atıyoruz ve boşluk azalıyor. Ben yine kapı önü tabi…

Evet bu 6. viraj olmalı, sanırım yaklaştık. Dışarıyı et yığınından göremediğim için virajları sayıyorum. Müsait yerde abi! Abiii! Duymuyor galiba. İçeride hava kalmadığı için ses iletimi de yok. İnecek Vaaaarrr ! Pardon, geçebilir miyim? Bir müsaade lütfen. Veee OKSİJEN! İşte ihtiyacım olan şey. Gökyüzü hala karanlık olduğundan okulun yolunu bulabilmek için yıldızları kullanıyorum. Hah işte orada. Bugün de sağ salim okula gidebildim çok şükür.

Yusuf Kaşık

Student at Gazi University
Uzun zamandır hobi olarak yazıyorum. Hobilerinizin işiniz olması dileğiyle...
Yusuf Kaşık

Latest posts by Yusuf Kaşık (see all)

Article Categories:
Anı · Dada · Deneme · Eleştiri · Felsefe · Hayata Dair · Yaşam

Leave a Comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.