Meyhaneler, psikoterapi merkezlerinden daha çok işleyen yerlerdir. Burada şişeler terapist bardaklar terapidir. Tamam herkesin geldiği yer değildir ama herkes psikoterapi merkezlerine de gitmez. Meyhanler, acının harmanlandığı içilen içkilerin yanına mezedir. Soğuk meze değildir acılar. Çünkü acılar soğumaz. Hatta içilen içkinin yanına meze bile istemezsin içki soğuk olsun kafi. Acısız içilen içkiler mevsimi gelmeyen meyve gibi tatsızdır. Evet bazen sadece felekten bir gece çalmak için gelinebilir ama illa ki o felekten çalınmış olan gecenin sonunda bir ” Ah ulan ah ” nidaları çalınır. Bu meyhaneye 10 senedir gelirim. İsmet Abi bizim mahallemizin en kral abilerindendir. Bir de İsmet abinin Pike Cevdet kardeşi vardı. O biraz uçarıdır. Yaşına sebep verir hep İsmet abi
– Daha yirmi yaşında ilerleyen yıllarda toparlar. Ben onun yaşındayken adam yaralamadan içerideydim. Sonra büyümeye başladık işte. Malum hayatın değneği sert ve Enderun’da dizler kırılır.”
Büyük Sustalı Mehmet’in soyundan gelirmiş İsmet abinin geni. Büyük büyük büyük dedesiymiş. Zamanında birçok kabadayı, haydut, hırsızlarla tek başına savaşırmış. Uzun boylu dalyan gibi adammış. Bir vurduğu yerden kalkamazmış. Hatta bir anlattığına göre o zamanlar bizim mahalle kasaba iken düşmanlar basmış kasabayı. Sustalı Mehmet ve çetesi 150 kişilik düşmanı kasabadan def etmişler ve yıllar sonra bizim mahalleye adı verilmiş. Sustalı Mehmet Mahallesi. Hatta İsmet abinin meyhanesinin ismi de Sustalı Meyhane’dir. Şimdi tezgahın üstünde aile fotorafının yanında duvarda asılı olan sustalı dedesine aitmiş. Gümüşten yapılmış ve oymalı bir bıçak. Oldukça büyük ve keskine benziyor. İşte böyle İsmet abinin geni. Ama kendisi oldukça mazlum bir adam. Zamanında ne kadar atarlı bir gençlik yaşasa da hayatımda tanıdığım en temiz kalpli insandır. Yaşça oldukça büyük olmasına rağmen benim en iyi dostumdur. Ne derdim ne sıkıntım varsa konuşur bir çare bulurdu. Ben de devamlı gelirim bu meyhaneye. İçki içmesem bile oturur bir masaya geleni gideni izlerdim. Çünkü meyhanelere farklı hayat hikayeleri girerdi. Gelenleri izler onların hayatları ile ilgili düşünceler geçirirdim. Bazen birinin yanına oturur sohbet ederdik. Meyhaneler de masalar tek kişilik olmaz çünkü. Yine bir akşam üstü uğramıştım İsmet abinin yanına yaklaşık iki saat lak lak yaptık. Fenerbahçeliydik ikimiz de ve konu Fenerbahçe olunca muhabbet uzar da uzardı. Çünkü bok gibi futbol oynamaya başkamıştı son senelerde. Etmediğimiz küfür kalmadı. Takımın nasıl dizilmesi gerektiğinden mevkilerinde oynayan futbolcuların idmanlarına kadar konuşmadığımız konu kalmamıştı. Lak lak bitince patates kızartması ve biramı alıp her zaman oturduğum masaya geçtim. O ara meyhane de beş kişi vardı. Onları izliyordum. Üç arkadaş bir masada hararetli konuşarak rakılarını içiyorlardı aheste aheste. Diğer iki kişi de gençti ve biralarını yudumluyorlardı sigara yakarak. Konuşmuyorlardı sadece içiyorlardı. Biraz zaman geçtikten sonra içeriye bir adam girdi. 40-45 arası yaşlarına bir adamdı. Ama içeri girer girmez onunla birlikte meyhane bir hüzün gelmişti. O anda radyodan Müzeyyen Senar’ın eşşiz sesinden gelen Kimseye Etmem Şikayet şarkısı çalmaya başlamıştı. Meyhanede çalan her şarkı kadehlerin sesiydi. İçilen içkiler değil şarkılar sarhoş yapardı adamı. Adam iki masa önüme bana dönük şekilde oturmuştu. Bir büyük rakı istedi sadece. Masaya çıkardığı Samsun 216’sından bir dal çıkarıp rakıyı doldurdu. İlk bardağıı yarıya kadar rakı koyup dikledi başına. Ardından sigarasını yaktı. Derin derin iki duman çekti yıllanmış ciğerlerine. Sonra rakıyı yine yarıya kadar koydu ve az bir suyla açtı rakıyı. Ben daha biramı yarılamadan adam üç bardak rakıyı devirmişti. İsmet abi de adamı izlemeye koyulmuştu. Çünkü adam öyle bir içiyordu ki rakıları rakının dili olsa ” neden beni bu kadar çok içiyorsun? ” diye sorardı. En son dayanamadım. Adamın masasına gidip
” Pardon abicim sigaram bitmiş bir sigaranı alabilir miyim? ”
diye sordum. Adam parmaklarında öldürdüğü sigarasından bir duman aldıktan sonra paketi bana doğru uzattı. Ben de bir dal sigara alıp oturdum masaya. Adam hiç istifini bozmadı bana bakmadı bile. Sigaramı üfledim. Adama baktım. Yaşına nazaran daha yaşlıydı. Zayıf yüzüne konduruılmuş iki tane griye çalan gözleri buğuluydu. Rakısını koydu. İçti. Sigara yaktı. Dumanı üfledi.
” Neyin var abicim böyle çok içiyorsun? ”
dedim en sonunda dayanamayarak. Adam yine istifini bozmadı. O ara İsmet abi şşt pişt diyerek dokunma adama manasında el hareketleri yaptı. Ama ben meraklanmıştım. Şimdiye kadar bu kadar efkarı olan biri gelmemişti meyhaneye. Rakısını yarılarken radyoda ki şarkı Gülden Karaböcek’in seslendirdiği Eğer Ağlıyorsam şarkısı yayılmaya başladı meyhanede. Meyhanelerde şarkılar en kuytu köşeye yayılmak zorundaydı.
” Bakarsan anlarsın gözlerime sen…” diye giriş yapan Gülden Karaböcek’ten sonra adam rakılanmış dudaklarından ıslak cümleler çıkmıştı.
” Devlete iki evladımı verdim ben. ” dedi ve devam etti.
” Tam tamına iki tane iki. ” rakısını yudumladı.
” 2 sene önce Tunceli’de yatağında uyurken orospu çocukları polis olan oğlumu öldürdü. Ulan devlet daha kendi adamını koruyamıyor bizi nasıl koruyacak hı? O da yetmezmiş gibi bir de başınız sağ olsun deyip üç kuruş parayla kandırmaya çalışıyorlar. Çocuğunuzu öldürdük buyrun bu da ceset fiyatı diyorlar resmen. Sikmişim paralarını. Daha oğlumun ölümüne alışamadan ikinci oğlum…”
devamı getiremeden ” eğer ki ağlıyorsam yaşıyorum ben.. ” şarkı sözleriyle birlikte ağlamaya başladı adam. Ama ansızın yağan saniyelik yağmur gibi uzun sürmedi bitap düşmüş elmacık kemiklerinden aşağıya kayan yaşlar.
” daha 26 yaşındaydı. Ağrı’da askerdi. 1 ay sonra gelecekti. İzinli gününde öldürdüler onu da. Gencecik bedenini bir gazete kağıdıyla örtmüşlerdi. Ulan o senin askerin devletini milletini korumakla yükümlü. Bir paçavra gibi kenarda gazete kağıdıyla yatıyor. Sonra devlet ikinci kez kapıma gelip başınız sağ olsun diyor. Her şey vatan için vatan sağ olsun diyor bir kuru sesle. Sikerler böyle vatanı. Sağ olan vatan değil makam koltuklarınız dedim pişkin samimiyetsiz konuşan adama. Kovdum hepsini evimden. Bir daha dedim size ne şehit veririm ne de asker polis. Siz kendi canınız için başkalarının canını yakıyorsunuz. Kendi evlatlarınız milyon dolarlık yatlarda rahat gezsin diye bizim gibi kuru ekmeye muhtaç insanların evlatları canını veriyor. Siktirin gidin devlet bozuntuları dedim hepsini ve çekip gittiler. ”
konuşurken gözlerinden çıkacak gibi oluyordu gözbebekleri. Rakısını tam doldurdu ve sek olarak üç yudumda içti. Devam etti.
” Evlatlarımın acısını dindirebilirim belki zamanla ama torunum… İlk çocuğumdan miras kaldı bana o tam 4 yaşında. Görsen öyle güzel öyle sevimli ki… Kız torun dedesiyim ben çok seviyorum onu oğluma benziyor biraz ve onu her öptüğümde sanki oğlumu öpüyorum. Ama bana bugün bir soru sordu. Hayatımda cevabını veremediğim bir soru. ”
Samsun 216’sından son dal sigarasını yaktı.
” Bugün onu parka götürdüm. Salıncağa bindi kaydıraktan kaydı pamuk şeker yedi. Sonra bana dönüp dedi ki babam nerede? neden gelmiyor özlemedi mi beni hiç? Şimdi sana soruyorum delikanlı bu soruların cevaplarını kim verecek? Devlet mi? Yoksa ben mi? ”