Oca 13, 2020
182 Views
21 0

Mezar…

Written by

Köhne bir odanın içindeydi. Herhangi bir uzvunu kıpırdatamıyordu. Buğulanmış bir cam gibi yavaş yavaş çözülen anlağı bir şeyleri anlamak istercesine çırpınıyor fakat her girişimi hüsranla sonuçlanıyordu. Tekrar hareket etmeyi denedi. Kımıldayamadı. Bağlı mıyım ben? Ama hayır, son derece ferah bir ortamdaydı. En azından öyle hissediyordu. Her yer zifiri karanlıktı ama yine de sonsuzluğa uzanan bir ovadaymış hissi hakimdi içine. En zor anlarda kurtarıcısı olmuş, yıllardır özel tekniklerle eğittiği bedeninin her bir adalesini zorladı. Kollarından boynuna kadar her bir kasının yol yol kabarıp şiştiğini hissediyordu, fakat bunu da göremiyordu.

Yorgun düşmüştü bedeni. Soluklanmak istedi. İşte o anda soluğunun da kalmadığını hissetti. Havasızdı. Soluk alamadığını fark eder etmez ciğerleri çılgınca sancımaya, her bir yanından metal sicimler batarken çeperlerini zorlamaya başladı. Belki bir salise belki de bir ömür sürmüştü işkencesi. Kime karşı savaşıyordu? O da aynı soruyu sorduğunda dindi ıstırabı.

Hava bittiği için mi ciğerlerim isyan ediyor yoksa ben bunu fark ettiğim için mi?”

Farkındalık. Evet, farkı fark etmek. Her şey fark edildiği kadar etkilidir. Demek ki fark edebildiği kadar yaşıyordu insan. Her şey zihinde cereyan ediyordu. Eğer ipler zihnin elindeyse… kontrol zihnin elindeyse, tüm mefhumlar gereksiz ve mesnetsiz bir hal almıyor muydu?

Bu sefer tamamen durdu her şeyiyle. Fark etmek için durdu. Dinledi. Yağmurun şıpır şıpır yere düşen zerreciklerini fark etti. Yağmur damlalarının toprakla buluştuğunda ortaya çıkan o kesif kokuyu içine çekti şimdi. Bu kokuyu içine çekebildiğini fark ettiğinde daha da şaşırdı. O huzur verici aşina koku hiç bu kadar kesif hissettirmemişti kendisini. Farkındalık perdesini bir defa daha sarsacak telaşlı ayak sesleri duymuştu şimdi de. Sesler nereden geliyor?.. Üstümden! Verdiği cevaba umduğu kadar şaşırmamıştı. Boğuk ve tok bir sesin ardından bulunduğu odanın zemini sarsıldı. Üzerine düştüğünü hissettiği ufak parçacıklar sanki bir kumaşa düşüyormuş gibi hışırtılar çıkarıyordu. Sesi bir daha duydu ve sallandı. Sanki birisi bir şeye vuruyordu. Ve bir daha duydu. Üzerinden bir şeylerin kaldırıldığını hissediyordu. İşte o anda gözlerinin kapalı olduğunu fark etti. Gözlerini açtı. Kulaklarındaki kumaş hışırtısı tüm benliğini sarmıştı. Dinledi. Ve ses son buldu.

Karşısında gördüğü tanıdık çehreye rağmen korkuyordu şimdi. Ciğerlerine dolan reçine kokulu temiz havayı reddediyordu bünyesi. Üzerindeki ölü toprağını atan uzuvlarına artık hükmedebileceğini hissetti. Yeni doğmuş bir bebeğin ağlayarak annesinin karnını özlemle yad etmesine benziyordu şimdi hali. Mezarından yeni çıkmış bir bedenin geri dönmeyi istemesi…

‘Tanıdık çehre’ yüzündeki sevecen tebessüme rağmen davudi bir sesle emretti: “Fark et!”

Karşısındaki tanıdık çehrenin tebessüm ettiğini anladığında kendisinin de ağladığını fark etti.

Ve yağmur yağmıyordu.

07.10.2019

Yunus Kemal Aydoğan

Tarih ve edebiyatla ilgileniyor. Birkaç farklı roman çalışması ve bu platformda paylaştığı küçük hikayeleri var.
Birkaç sene önce bir tarih sayfasında 10 adet makalesi yayımlandı.
*Kısacası:
Tarih sevdalısı;
İstanbul aşığı;
Gizem tutkunu;
Bir garib meczûban...
Yunus Kemal Aydoğan

Latest posts by Yunus Kemal Aydoğan (see all)

Article Tags:
·
Article Categories:
Aforizmalar · Deneme · Hikaye Öykü

Leave a Comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.