👉Hayat son hızla giden ve birbirine ekli vagonları olan bir trene benzer. Her bir vagon kendi elimizle, tecrübelerimizle ve zihnimizle yüklediğimiz çeşitli yüklerle doludur. Kimi zaman lokomotifi yani gerçek benimizi yoran ağır yükler taşımak zorunda kalabiliriz. Bu durumda da hangi vagonda hangi yükü taşıdığımızı ve hangi durakta durup hangi yükün boşaltılacağını karıştırabiliriz. Takdir edersiniz ki böylesi bir durumda hem zihnimizi hem de ruhumuzu yorar. Modumuz yani diğer adıyla ruh halimiz hissettiğimiz duyguların genel adıdır ama zihnimiz bu duyguları izah edecek fikirleri ve düşünceleri üretir. Hızla giden ve çeşitli yüklerin taşındığı bu tren katarını düşünmeden edemediğimiz zamanlarda lokomotifin kontrolünü kaybederiz. Zihnimizin amacı bir an önce yükleri sahibine ulaştırmak ve diğer yükler için acele etmektir. Oysa bir makinist olarak ruh halimiz kontrolü tekrar ele geçirmek ve yaşadığını hissetmek ister. Bazı zamanların ağırlığı olması gerekini unutturabilir ancak tekrar hatırlamak için lokomotifin camından dışarıya bakarken raylar yerine etrafa yani içinden geçilen zamana da odaklanmak gerekir.
Hayat akıp gidiyor ve bu yolculuk boyunca bir çok duraktan bir çok yükle yolumuza devam ediyoruz. Mesele; sadece hangi durakta, hangi yükü indirip bindireceğimizi aklımızda tutmak mı? Yoksa içinden geçtiğimiz zamanın tadını çıkarmak mı?
👉Bir ağaç elinden gelse sürekli yer değiştirir gibi gelir çoğu zaman. Ama o ağaç bile sabitliğin içinde bir hareket alanı bulmak için dallarını gökyüzüne, köklerini yerin altına daha fazla uzatabilmeye çabalıyor. Çünkü, güneşe ve suya yakın durmak bizim gibi ona da iyi geliyor sanırım. Mevcut durumumuz modumuzu yükseltebildiği gibi düşüre de bilmekte ve ruh halimizin hissettiklerinde değişkenlik gösterebilmekte. Ama yaşam enerjimizi düşüren bir modu değiştirmek bir ağaç olmadığımız için çok kolay. Bulunduğumuz yer ofisimiz ya da kapalı bir çalışma alanı olabilir. Bu durumda vücudumuzu esnetmek, ayağa kalkmak, bir kaç adımda olsa yürümek o an ki modumuzu ve zihniyetimizi değiştirebilir.
Kendimizi yere sabit bir ağaç gibi hissettiğimizde gerçekte ağaçların bile sabit olmadığını ve dallarının rüzgarla dans ettiğini bilmek bizleri daha iyi hissettirir kanaatindeyim.
👉Her şeyin canlı olduğu fikri ilkel dediğimiz çağlardan günümüze gelene kadar bazı değişikliklere uğradı. Günümüz insanı yaşadığı çağa ayak uydurabilmek için belli bazı varlıkların canlı diğerlerinin cansız olduğunu kabul etme gibi bir gaflete düştüğü günden beri hala kendini arıyor. Oysa 19.yy’da yaşamış bir Kızılderili şefi bakınız neler söylemiş; “Bizler Yeryüzünün parçasıyız ve Yeryüzü bizim parçamızdır. Mis kokulu çiçekler bizlerin kız kardeşleridir. Geyikler, iri kartallar ve atlar erkek kardeşlerimizdir. Yüksek kayalar, nehirdeki dalgaların köpüklü dorukları, kır çiçeklerinin bitki özleri, tayların vücut ısısı ve tüm insanlar aynı aileye mensuptur.”
Dağı taşı, börtü böceği, kurdu kuşu, çayırı çimeni birbirinden ayırmadan her şeyin bir canlılığı ve anlamı olduğunu anlatan bu söylev hareketin maksimum olduğu ve bir yerlere yetişmeye çalışan biz insanların hayata yüklediği anlama ne kadar uzak öyle değil mi? Yaşayan ve akciğer solunumu yapan canlılar oksijen olmadan yani nefes alıp vermeden yaşayamaz. Pek tabi amfibi değilse…
Bu canlılar arasında homo sapiens dediğimiz biz insan türü oksijene en çok ihtiyaç duyan canlıların başlarında gelmekteyiz. Zira her gün ortalama 86.400 nefes alıp veren bir canlı olduğumuz bunun bir kanıtıdır. Bu süre bir günün 86.400 saniyeden oluşması ile aynı süredir.
Peki tüm bunlar Ruh halimizi nasıl değiştirir?
Modumuzun düştüğü ve zihnimizin düşüncelerle ona eşlik ettiği zor zamanlarda nefesimize odaklanmak ve sabit zannettiğimiz bu durumun değişkenliğini oluşturmak aslında sanılanın aksine çok kolay. Öncelikle nefes alıp verirken kendinize şunları söyleyin “Nefes alıyorum, nefes veriyorum.” Yaptığımız eylemi dillendirmek bizleri içinde bulunduğumuz ruh halimizden ayırıp şimdiye odaklayan bir çalışmadır. Sonrasında nefesinizi daha yavaş ve sakin bir şekilde almak için gevşeme pozisyonu alın, ister oturduğunuz yerde isterse yatar durumda…Bu çalışmayı yaparken nefesinize odaklanmayı unutmayın. Ciğerlerinizin şiştiğini, sonra geri söndüğünü, nefes borunuzdan giden serin havayı, gerisin geri dönen ve ağzınızdan çıkan ılık havayı…Çevrenizdeki herşeyin sizinle birlikte nefes alıp verdiğini de unutmayın!
Olumsuz ruh hallerimiz çoğunlukla bizler tarafından bilerek ve isteyerek oluşmaz. Ancak bu ruh hallerimizi bilinçli olarak değiştirip hayatımızı daha olumlu bir hale sokmak elimizde.
Bir nehir metaforu: Bilindiği gibi deniz ve göllere ulaşmanın yollarından biride nehir olup akmaktır. Nehirler hafif eğilimleri olan akarsulardır. Dağlardan, tepelerden, kaynakları, yağmur ve kar sularını biriktire biriktire kendini daha büyük su topluluklarına taşır. Nehir bir akış içindedir durmaz, durursa içindeki canlılar yaşamını yitirebileceği gibi kendide o durağanlıkta kokar ve ağırlaşır. Her akış debisi onun farklı yerleri gördüğü, farklı canlılara ev sahipliği yaptığı bir dünya yaratmasına sebep olur. Mevcut şartlar neyi gerektiyorsa nehirde ona uyum gösterir. Fırtınalı bir havada rüzgara inat yavaş yavaş akayım demez ya da güneşli ve hafif bir meltem eserken çağıldamaya kalkmaz. Zamana ve mekana ayak uydurur, hem kendisi hemde sorumluğu olduğu diğer canlıları düşündüğü için…
Bir nehrin farkında olduğu tek şey akmaktır, her ne olursa olsun akmak…
Yaşamakta tıpkı bir nehir gibi farkında olmak ve akışta kalmaktır.
Hava gibi esin , toprak gibi derin, su gibi serin, ateş gibi aydınlık günler dilerim.
Ertan Yavuz icaforiz_
