Kayıt Ol
Tem 4, 2014
1199 Views
0 0

MONTAİGNE OKUMAK

Written by

Okuyan her insanın zevkli veya zevksiz bir kütüphanesi vardır. Bu kütüphane, bazen yatağın yanında dağınık halde bulunur bazense gösterişli bir köşede ihtişamıyla salınır. Bu kütüphanelerin ortak bir özellikleri vardır o da, onca kitabın içinde illaki bir ya da birkaç kitap baş köşede yer bulur kendine ve sık sık açılıp karıştırılır sayfaları. Yani kütüphanelerin gözdeleri vardır kısacası.

Görece zevki veya zevksiz, bir kütüphaneye sahibim. Dört raf katı olan, odamdan içeri girildiğinde hemen sağda beni karşılayan, koyu kahve bir kütüphane. Her katı, okuduğum onlarca kitapla dolu ve ben her kitabımı seviyorum orada bulunan. (Eleştirdiklerim dahil tabii ki) Fakat evet, benim kütüphanemin de gözdeleri var. Bazı baş köşeler, sekiz ya da on civarı kitaba tahsis edilmiş durumda. Hem kolay ulaşılabilir hem de hep göz önünde olma özelliğine sahip bu kitaplar. O kitaplardan birinin yazmak geldi içimden. Yazmak dediysem bende uyandırdığı izlenimleri. O kitap, başlıktan da belli olduğu üzere Montaigne’ye ait ve adı da ‘Denemeler.’

Üç yıl önceye dayanıyor bu kitapla yollarımın kesişmesi.  Farkındayım, yirmi altı yaşında bir adam olarak oldukça geç bir kesişmeydi bu fakat olsun, ya hiç kesişmeseydik der avuturum kendimi arada. Her kitap dokunmaz duygulara, düşücelere. Çok kitap okuruz ve hepsi kıymetlidir fakat unutulmaz kitaplar iki elin parmakları misalidir, zor yer eder ve hiçbir zaman unutulmaz. Dolayısıyla bu kitap, iki leimin parmakları arasında geziniyor üç yıldır ve son nefesime kadar da gezinmeye devam edecek.

Öyle bir dokunuşu vardı ki kitabın, sanki hayatın ta kendisiyle sohbet içerisindeydim. Zihnimde kişileştirmiştim hayatı ve soru-cevap halindeydim hayatla adeta. O ‘Denemeler’ öylesine net mesajlar veriyordu ki hayat adına, onları sarmalamamak neredeyse imkansızdı. Dört elle sarılmıştım hatırlıyorum ve sanırım üç ya da dört defa okumuştum ve okumaya da devam ediyorum. Devam ediyorum dedim çünkü hala sıkı sık kütüphanemden alıp göz atar, irdeler ve tekrar yerine koyarım. Öyle bir kitaptır ki, ders niteliğindedir en sıkıcı olmayanından. Katılmadğınız yönleri de olur şüphesiz ve haliyle fakat öyle bir dille satırlara aktarılmıştır ki düşünce, olsa olsa tebessüm ederek karşı olduğunuzu dile getirirsiniz iç sesinizde. Benim hayatı kavrayış aşamamda olan bu kitap benim için çok ama çok kıymetlidir. Dolayısyla okunmasını öneririm arkadaşlarıma sık sık.

Son olarak bir alıntıyla noktalamak istiyorum yazımı. Aklımdan çıkmayan cümlelerinden biridir kitabın bu.

” Ne insanlar gördüm, konuşamaz ama becerir; ne insanlar gördüm konuşur ama beceremez.”

Ne dersiniz, insanların farklı hallerine naif ve etkili bir bakış açısı değil mi sizce de?

 

Ertugrul Tuncay

Yazmak, bir nevi konuşmaktır okuyanla.
Yazmak, içten gelen bir dışavurumdur.
Yazmak, nefes almaktır.
Kısacası yazmak, yaşamaktır.
Avatar

Latest posts by Ertugrul Tuncay (see all)

Article Categories:
Deneme

Leave a Comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.