Minik ellerine sığmayan makası, önünde duran sayısız kumaş arasından, koyu mor üzerine iri beyaz noktalı olanına gelişigüzel saplıyordu. Göründüğü kadar keskin değildi makas. İri tanelerinden ayıramıyordu kumaşı. Makası bıraktı, üzerine yattı morun. Sırtını döndü. Gözleriyle ahşap tavanı izledi.
İçeriden sesler gelmeye başlamıştı.
Göğsü inip kalktı. Derin nefeslerinin arasında dinledi içerideki konuşmaları. Bağırıyordu birileri. Nedeni önemsizdi.
Ellerini sürdü üzerinde yattığı mora. Kalktı. Ahşap zemine bastı çıplak ayaklarını. Bahçeye açılan cam kapıya götürdü çıplak ayakları küçük kızı. Saçları siyahtı. Elleri mor. Kapıyı açtı. Kendini dışarı bıraktı. Büyük kare taşları geçti. Yeşile ulaştı. Solucanlar, karıncalar arasında kendine yol buldu. Yağmur yağmıştı gece. Islaktı yeşillikler. Adımlarını sakince attı. Geçti büyük bahçeyi.
Dallarının rüzgârda sessizce hareket ettiği meşe ağacının altına uzandı. Gözlerini yeşilliklerine dikmişti ağacın. İnce, kahverengi dalları vardı. Hareket ettikçe onlar, duyduğu sesler uzaklaştı. Çıt çıkmıyordu dünyada. Susmuştu her şey. Gözlerini kapatsa aynı manzarayı bulacaktı zihninde. Sessiz, hareketleriyle hayatı anlatan meşe ağacı. Sırtından aşağı akan yeşilliklerin göz bebeklerindeki yansıması.
Dudakları kurumuştu. Ellerini dudaklarında gezdirdi. Diliyle ıslattı. Ellerini tekrar yere uzattı. Rüzgâr başladı. Sesini duyurdu dünya. Yaşadığını hatırlattı siyah saçlı kıza.
Ellerinin altında sarsılıyordu yer. Biri geliyordu uzaktan. Ayak sesleri, parmak uçlarını sızlatıyordu. Etinde hissediyordu başka bir eti. Etindeydi bütün his. Yaklaştı ayak sesleri. Yanında durdu. Yere uzandı onun gibi. Beyaz yakalı gömleğinin üzerinde siyah ceketiyle ellerini toprağın üzerine koydu sarı saçlı çocuk. Klasikti görünüşleri. Birbirlerini bulmaları tesadüf değildi. Dünya ayarlamıştı onların buluşmasını. Birliktelikleri ayrı ayrı gittikleri tepenin başında başlamıştı. O da çıplak ayaklıydı. Sarı saçlı çocukta. Ağacın dallarının rüzgârda savrulmasını izliyorlardı birlikte. Birbirlerine ulaşmalarını bu ağaç sağlıyordu.
Kalktı ayağa morlu kız. Siyah elbisesindeki toprağı süpürdü çıplak elleriyle. Ellerimiz hep çıplaktı. Onların ayakları da.
Yürümeye başladı. Sarı saçlı çocuk takip etti. Karşılaştıkları tepeye kadar. Rüzgâr kızın siyah saçlarını havalandırdıkça, sarı saçlı çocuk saçlarının kokusunu içine çekti. Kız yürüdü, sarı saçlı takip etti. Konuşmuyorlardı. Hiç konuşmamışlardı. Yan yana olmuşlardı bugüne kadar sadece. Ya da birbirlerini takip etmişlerdi. Birbirlerine bakmadan çıktılar tepeye. En ucuna geldiler toprağın. Aşağıda, ağaçların yeşillikleri görünüyordu. Yerler sadece ağaç tepesinden oluşuyordu. Geniş bir manzaraları vardı. Yabani kuşların uçtuğu.
Sağ tarafa doğru ilerlediler. Bu tepeye gelmek için harcadıklarından daha fazla zaman harcayarak yeni bir uçurum tepesinde buldular kendilerini. Burası da her zaman geldikleri bir yerdi. Burada da kuşlar. Ağaç tepeleri gözükmüyordu kafalarını aşağı çevirdiklerinde. Maviydi burası. Beyaz köpükler bir de. Dalga sesleri rüzgâr sesiyle iç içe geçmiş. Zihinlerini kıyıya vuruyor, göz kapaklarının aralanmasına izin vermeyecek şiddette.
Ellerini kaldırdı iki yana küçük kız. Rüzgârın aşağıya taşıdığı dalgaları kucakladı. Yanına geldi sarı saçlı çocuk. Ellerini kaldırdı. Rüzgârla buluştu o da. Birbirleriyle konuşmadan çıplak ayakları kesildi yeryüzünden. Her zaman izledikleri yabani kuşlar gibi uçuyorlardı. Yer çekimi hızlanmalarına yardım etti. Rüzgâr kucakladı. Dalgalar kenarlara kaçıştı onlar gelirken. Aynı anda maviyi içlerine çektiler. Kalplerinin arkasında kalan ikişer tane kırmızı yumru maviyle buluştu. Küçük kız gözlerini açtı. Siyah gözleri maviye bulandı. Siyahlığı kalmadı. Masmaviydiler. Sarı saçlı çocuğu buldu gözleri. O, gözlerini açmamıştı. Onun da, göz kapakları maviydi. Elleri çıplak. Ayakları da.
Mor makasını düşündü küçük kız. Tüm arzusunu, dünyadan istediği her şeyi o makasa yüklemişti. Kesmiyordu makas. Onun hayatı gibi. İşe yaramıyordu. Ses çıkarıyordu sadece. Etrafındakiler gibi. İşe yaramıyordu hiçbiri. Sadece sarı saçlı çocuk, yabani kuşlar, tepeleri yemyeşil, gövdesi ince dallı kahverengilikler ve yerden uzaklaştırdığı çıplak ayakları.
Bu dünyada ona ait kalan, geride kalan tek şey mor makasıydı.
Sarı saçlı yanındaydı. Hep olmuştu. Çıplak elleri ve ayakları da.
Sarı saçlı açmadı gözlerini. Siyah saçlı kız da.
Göz kapaklarını buluşturdu maviliklerle..