“Tufana yakalanmış bahtsız bir toplumu, gemisine çağıran bir nevi Nuh Peygamber”
Cemil MERİÇ’in, Mehmed Akif ERSOY’a ithafen söylediği bu sözünde, Cemil MERİÇ’i anlamak için öncelikle şu iki şeyi hatırlamak gerekir. Hz. Nuh(a.s.)’ın hayatı, peygamberliği ve kavmi, diğeri ise Mehmed Akif ERSOY’un hayatı, sanat anlayışı, dine (İslamiyet’e) bakışı ve vatan sevgisidir. Bunları hatırladıktan sonra Cemil MERİÇ’in ne kadar yerinde bir söz söylediğini fark etmemek imkânsız olacaktır. Aslında böyle bir benzetme, peygambere benzetilmek en çok da Mehmed Akif ERSOY gibi bir şaire, vatanpervere ve kul olabilmenin şuuruna varabilmiş bir kula layık olsa gerek…
Hz. Nuh (a.s.), Hz. İdris (a.s.)’dan sonra azan, sapıtan ve putperest olan insanları imana davet etmek için gönderilmiş peygamberdir. İnsanları Allah (c.c.)’a iman etmeleri konusunda uyarmasına, onlara tebliğ vazifesini yapmasına rağmen insanların çoğunluğu kendisine inanmamıştır. Bunun üzerine Allah(c.c.) kendisine bir gemi yapmasını ve yanına kendisine inanan müminleri ve yeryüzündeki hayvanlardan birer çift alarak gemiye binmesini emretmiştir. O da kendisine emredileni yapmıştır. Daha sonra tufan olmuş ve iman etmeyen insanlar helak olmuştur. Tufanın kelime anlamı şiddetli yağmur ve fırtına demektir.
Mehmed Akif ERSOY’un sanata ve edebiyata bakışı çoğu şair ve edebiyatçıya göre farklıydı. O sanatı Allah’a ulaşmak için bir vasıta olarak kullanıyordu. Nitekim bunu Nurettin TOPÇU şu sözleri ile dile getirmektedir; Topluma sirayet eden, tesir eden iki tür kişi vardır. Bunlardan birincisi edebiyatçı ve şairler ikincisi ise bilim adamlarıdır. Edebiyatçılar da hayattan kaçanlar ve hayata koşanlar olarak ikiye ayrılır. Hayattan kaçanlar da ikiye ayrılır, sanatına ve sonsuzluğa kaçanlar, sığınanlar. Sonsuzluğa kaçanlar için sanat Allah’a ulaşmak için bir vesiledir. İşte Mehmed Akif ERSOY’da böyle bir insandır.
“Akif , müthiş bir seciye (karakter, şahsiyet) sahibi ve kana’at (inanç) sahibi idi. Kana’atlerini şu muadele-i ictimaiye (sosyal formül) üzerine kurmuştur: Fazilet, vatanperverlik, ilim mecmu’ları dine müsavidir.(Din=Ahlak+vatanseverlik+ilim)” Eşref Edip Bey’in söylediği gibi Akif’in bu ilim aşkının, vatanseverliğinin ve ahlakının temelinde dini yatmaktadır. Akif’in mefkûresi insanlara doğruyu, hakkı, islamiyeti, anlatmaktı. O, yeni kuşaklar tarafından örnek alınması gereken farklı özelliklere sahip zirve
bir insandır. İdealist, sanatkâr, şair, hatip, devlet adamı, kahraman, âlim ve bilge bir düşünce
adamıdır.
Akif’in hayatı bilhassa gençliği Mili Mücadele dönemi yıllarına denk gelmiştir.Milli Mücadele döneminde Mehmed Akif, Anadolu’nun birçok şehir, kasaba ve köylerinde vaaz vererek cami ile cephe arasında âdeta bir köprü kurmuştur. Mili Mücadelede üzerine düşeni yapmaya çalışmış ve insanları uyarmıştı.
Tüm bunları göz önünde bulundurarak Cemil MERİÇ’in sözü üzerinde yoğunlaştığımızda özü ile sözü birbiri ile çelişmeyen ve bunu şu mısraları ile dile getiren;
“Budur cihanda benim en beğendiğim meslek
Sözüm odun gibi olsun, hakikat olsun tek.”
Akif’in gerçektende bu sözü hak ettiğini söylememek Akif’e büyük haksızlık olacaktır. Çünkü Akif Kuran ahlakının kendisine düstur olarak belirlemişti. Her sözünde hakikat aranacak bir insandı Mehmed Akif.
Mehmed Akif bir peygamber gibi insanlara doğruyu söyleme gayreti içerisinde bulunmuş ve bunu yaparken de asla bildiğini söylemekten onu hiçbir şey alıkoyamamıştır. O Asım’ın nesli olarak gördüğü gençlere ümidini bağlamış ve bu gençlerin yetişmesini sağlamıştır. Âkif’in asıl ideali ülkenin geleceğinde söz sahibi olacak ruhen ve fizikî olarak güçlü bir nesil yetiştirmekti.
Âsım, Mehmet Âkif”in ana hatlarını ayrıntılı olarak çizdiği ideal bir gençlik prototipidir. Vatanını, milletini, değerlerini ve tarihini sevmektedir. Haksızlığa tahammülü yoktur. Haksızlığa karşı susmayan, haykıran ve hatta bileği ile düzeltmeye çalışan bir gençtir Âsım. Güçlüdür ve bu gücünü şahsî çıkarları için değil, ülkesi, milleti, toplumun yararları ve geleceği için kullanmaktadır. Ama onun kavgası toplumun yararınadır. Âsım, bir semboldür. Müslüman Türk gençliğini temsil eder. İnancı tamdır. ülkesini işgal etmek isteyenlere karşı aklıyla, gücüyle mücadele eder. Kazanır. Bunun en canlı örneği
Çanakkale Savaşı’dır.
“Âsım’ın nesli… diyordum ya… nesilmiş gerçek;
İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek.”
Tüm bunları göz önünde bulundurduğumuz zaman Akif gerçekten de Nuh Peygamber gibi ülkesini buhranlı döneminde halkının yardımına koşmuş bir peygamber misali tebliğ yapar gibi insanlara vaat etmiş birlik ve beraberlik içerisinde ülkemizin sulh ve selameti için çaba sarf etmiştir. Evet Akif bir peygamber değildi belki ama öyle bir peygamberin ümmetiydi ki O’na layık olabilmek için her şeyi yapmıştır. Bizde onun tasvir ettiği “Asımın Nesli” olma yolunda ilerleriz İnşallah. Vesselam.
Hüseyin Can TÜRKMEN
28.02.2011