Evden çıkmayı hiç istememek ama hızlıca, telaşla, havayla temas edecek olmanın ufak coşkusuyla sımsıkı giyinerek dışarı çıktı. Hava beklediği gibi soğuk muydu? Bere takmıştı. Bere, kulağındaki kulaklığı daha sıkı tutuyordu, sesi yalıtıyordu, müziği bu şekilde dinlemek dış dünya ile bağlantıyı kesiyordu daha çok. Ve gözlükler. Bere gözlüklerini de sıkı tutuyordu. Bere oldukça konfordu hissettiği.
Rüzgardan, sesten, yüzünün daha çok görünmesinden pek müteessirdi.
Adım attıkça berenin ağırlığı büyüdü, adımları büyüdü, üşümemek için eskimodan halliceye getirdiği bedeni büyüdü…
Birkaç dakika, soğuk güneşin altında, banka kulübesinin önünde gerildikten sonra müzikle esas buluşulan o otobüs yolculuğu başladı.
Yollar hızla geçerken sağından, yolda görünen her bir insan, bir dükkan ya da bir balkon, pencere… O an ne düşündüğünü geçirdi aklından. Onların.
Sırt çantasıyla yürüyen bir genç çocuk. Dershane ödevini zar zor yetiştirmiş. Ailesine ödev mesajı gitmesin diye.
Fabrika servisinden inen kadın. Mesai bitimi ama yüzü hala asık.
Beyaz atlı prensinin arabasıyla onu almasını bekleyen süslenmiş tatlı bir kız.
Otobüse binen şen kahkahalı gençler.
Böyle kahkahayla otobüse, metroya bindiğimizde suratı asık, soğuk nevale dediğimiz kadınlar olurdu oralarda. İşte o kadının kendisi olduğunu fark etti. Asık yüzlü teyze.
Boş verdi. Müzik bundan daha keyifli.
Aynı yolculuğu gece yaparken hüznü ve merakı artıyordu. Apartmanda ışıkları yanan o daireler. İçeride kimler vardı? Ne yapıyorlardı? Her birinin yerinde olmayı düşlemesi yaşamı daha da duyumsatıyordu ona. Daha derin kılıyordu zaman kendisini.
Işıklar kapalı olsaydı keşke. Karanlık bir otobüs yolculuğu daha çekici ve gizemli olurdu onun için. Işık öyle yüksek ki gözleri kirleniyordu baktıkça insanlara. Ve dışarıyı göremiyordu. Her yerde insan. Cama baksa kendisi. Baktı kendisine. Kendimize baktığımızda aynada, camda. Gülemiyoruz. Bakma süremiz arttıkça gözlerimizi bir alev kaplıyor. İçimizdeki karanlığı görmeye başlıyoruz.
Ben nedense seviyorum bu karanlığı. Bazen korkuyorum. Ama bana gerçeği anımsatıyor. Gerçeği duyumsuyorum. İnsanı görüyorum.
Yüzünü çevirdiğinde otobüste kimsenin kalmadığını gördü. Otobüs durdu. Şoför ona bakıyor. Kulaklığı çıkarıp hayata döndü. Yanlış otobüse binmişti.