Kayıt Ol
Eyl 16, 2014
2325 Views
0 0

Ölüm Vuslattır Sevgiliye…

Written by

 

 

Ölümün soğukluğunu hiç hissettiniz mi ensenizde? Bu dünyayı anında terk edebilecek kadar bağımsız mısınız? Arkanıza bakmadan, geri dönmeyi aklınızın ucundan bile geçirmeden…

Dokundu mu size ölüm, bir çocuğun başını bir daha okşayamayacağınızı düşündüğünüzde? Baharın gelişini göremeyeceğiniz, bir dahaki bayramın sizsiz kutlanacağı, güneşin siz olmadan da dünyayı ısıtacak olması, yıldızların eskisi gibi parlayacak olmaları düşüncesi burktu mu içinizi?

Ölümünüzden sonra bestelenecek şarkıları duyamayacak olmanız, ya da çekilecek yeni filmleri seyredemeyeceğiniz gerçeği üzdü mü sizi? İçinizi acıttı mı?

Hepsi olacak bunların, siz ebediyen terk ettiğinizde bu hayat-ı imtihanı. Dönmeye devam edecek dünya. İyi bilin; yazlar yine sıcak olacak ölümünüzden sonra. Çiçekler miskler gibi kokacaklar yine. Belki bu kez toprağınızda filizlenecek goncalar. Üzerinizde güle dönecekler. Pembe yine pembe kalacak bilesiniz; ölümünüzden sonra kara bağlamayacak beyazlar…

Oysa ne kadar da sahipleniriz şu geçici dünyayı. Sanki biz olmasak bütün dengeler bozulacakmış gibi gelir. Bizsiz dünyanın ne tadı olur ki diye düşünürüz, bencilliğimizi kendimize bile belli etmeden belki… Ama içimiz hep aynı şeyleri söyler ve kalbimiz bir türlü ikna olmaz öleceğimize. Bir türlü kabullenmek istemeyiz bu kaçınılmaz gerçeği. Beklide dünyada gerçek olan tek gerçeği…

Yapacak çok şey vardır çünkü. Öğrenciysek daha alınacak bir çok başarı, kazanılacak bir çok sınav, arkadaşların aklına uyup kırılacak bir çok ders bizi beklemektedir. Nereye gideriz onları bırakıp? Bir anda her şeyi bırakmak zorunda kalmanın düşüncesi bile ürkütücü gelir bize. Ya da anneysek, çocuğumuzu büyüteceğizdir daha. Konuşacak bebeğimiz. Anne diyecek. Bırakabilirmiyiz bize sorulsa bu yavruyu? Hem hani muhtaçtır ya bize. Bizsiz hiç büyüyemeyecek gibi gelir. Bazen asıl muhtaç olunanı unutup düşünürüz böyle bencilce. Bizsiz nefes bile alamaz sanki o yavrucak. Konuşamaz, yürüyemez ve gülemez biz olmasak yanı başında.

Ne kadar da bağımlı hisseder olmuşuz kâinattaki her şeyi kendi irademize. Oysa gerçek ortada. İyi dinleyin: Düşünmek istemeseniz de içiniz ürperse de ölümü düşündüğünüzde veren alacaktır bir gün emanetini. Tüm emanet sahipleri gibi… Ebedi mekânımıza göçeceğiz bir gün. Öyle değil mi ki zaten? Vakti gelen boşaltır dünyayı. Vakti gelen doldurur. Büyür yaşar ve ÖLÜR… Biyolojik olarak; artık nefes almıyordur. Dakikada ortalama 74 kez yorulmadan çarpan kalbinden ses seda yoktur. Benzi soluktur. Hiçbir yaşam belirtisi yoktur artık yüzünde.

Ölümün soğukluğunu hissettik işte. Peki nedir ölümü bize bu kadar soğuk ve uzak gösteren? Oysa her şey bildirilmiştir bize ölüm ve sonrasıyla ilgili. Sadece bir mekân değiştirmedir ölüm…

Peki, neden bunca gözyaşı ve acı? Neden ölmek istemeyiz asla, 1000 yıl yaşasak da? Cevabı çok basit. Yolluk yapmayanlar yola çıkmak istemezler hazır olmadan.

Ölümden korkmak yerine ona hazırlanmak değil midir asıl yapmamız gereken? Onu sevgiliye ulaştıracak bir vuslat olarak görüp, kucağına atlamak çok mu imkânsız? Ölüm güzel. Ölüm vuslat.

 

Ölüm vuslattır sevgiliye,

İade vaktidir emaneti asıl sahibine,

Ne kadar dirensen de bilmez misin nafile,

ÖLÜM VUSLATTIR SEVGİLİYE…

 

Avatar

Latest posts by kalemeftun (see all)

Article Categories:
Deneme · Hayata Dair

Leave a Comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.