Amerikalıların Osmanlı modelini ve ruhunu tam olarak kavrayabilmeleri ve uygulayabilmeleri mümkün değil.
Osmanlı ruhu, Mekke’den ve Medine’den süt etmiş, önce Dârü’l-İslâm’ı hayata geçirmiş özgün bir ruhtur. İşte bu ruh, dünya tarihinde yalnızca Osmanlı’nın üç kıtada Dârü’s-Selâm (Barış Yurdu) ve ardından da Dârü’l-İnsan (İnsanlık Yurdu) kurmalarını mümkün kılmıştır.
Çinliler de, Hintler de, Ruslar da, Avrupalılar da, Amerikalılar da, dünyada Dârü’s-Selâm (Barış Yurdu) ve Dârü’l-İnsan (İnsanlık Yurdu) kurmayı başaramadılar hiç bir zaman. Tarihte gelmiş geçmiş belli başlı bütün medeniyetlerin üzerine oturan; bütün dinlere, kültürlere, medeniyetlere hayat hakkı tanıyan; hepsinden beslenen, hepsini besleyen; hiçbirini yutmayan, hiç biri tarafından yutulamayan tek küresel medeniyet tecrübesini ve dünya düzenini yalnızca Osmanlı medeniyeti armağan etmiştir insanlığa.
Batılılar, önce Avrupa, sonra Amerikan tecrübesiyle, bütün dünyaya hâkim oldular. Osmanlı’nın tam altı asır barış yurdu inşa ettiği üç kıtayı bir asırda cehenneme çevirdiler sadece!
İşte bu nedenledir ki, Arnold Toynbee, “Osmanlı, insanlığın geleceğidir” diyebilmiştir.
Osmanlı kapitalizme direndiği için bilfiil / bedenen çöktü. Osmanlı kapitalizme direndiği için bilkuvve / ruhen yaşıyor…
Bu ruhu yaşlı bir Yemenli aynen şöyle dillendirmişti bize: “İstanbul düştü, İslâm dünyası düştü. İslâm dünyasının toparlanabilmesi, İstanbul’un ayağa kalkabilmesine bağlı.”
Mazlum dünyanın çocuklarının, mazlumları yeniden toparlayacak aktörün Osmanlı ruhu ve modeli olduğu gerçeğine inanması boşuna değil.