Özgür bir demli çay içtim bugün Deniz kenarında özgür bir martının seyrinde Ne garip şey şu hürriyet; Gün batımını bekleyebilmek mesela, Saate bakmadan, zaman mefhumu dışında. Yaşlanmışım da bir hayli.…
Yaş 16 , yaşarız belki vardır ömrümüz Deli ve kanlı adamız gitti siyah saçlıya gönlümüz Sevmeyi bilmeden sevdik yaşımız küçüktü çünkü Sevdik işte 16 da , geri dönmedik tuttuk sözümüzü…
Victor Hugo Sefiller’de şöyle diyor ; ” Bazı insanlar bir şeyleri sevince birşeylerden nefret etmek zorunda hisseder kendilerini” Evet ve o bazıları çok fazla,her yerde ve bir şekilde hepimiziz… Türklüğü/Türkçülüğü…
Çok şarkıda duydum, Çok şiirde. Doktorlar da bilir mi ciğerin acısını türünden sözler. Bilmezdi onlara göre. Hâlbuki onlar da bir anneden geldi dünyaya; Emekledi, ağladı. Sonra büyüdü, koştu, düştü, dizi…
Sana mi gülmek yakışıyordu yada ben Gülmeyi sanami yakistiriyordum sadece bilemiyorum .. Sen mi gittin benden yada benmi Sana hiç gelemedim ? Bilemiyorum Yoklugun da şair mi yaptın sen beni…
Ben şimdi nerdeyim bilmiyorum. Tükendim mi yoksa yeniden mi doğdum… Bu hissettiğim ölüm gibi birşey ama kimse ölmüyor. 90’lardan kalma bir kaç fotoğraf karesi çarpıyor gözüme… Aradaki 7 farkı bulun…
Bazen ben bile kendi kendime ”Neden Burak?” sorusunu soruyorum. Sonucu hep aynı hiç değişmiyor. Tripleriyle, kıskançlıklarıyla, küsmelerimizle, kavgalarımızla daima sevdiğimden. Aslında tek nedeni…
“Canım Çok Yanıyor” bir şarkıda duymuştum. Umut kaya söylüyordu. Bir can nasıl yanabilir ki diye düşündüm. Saçma gelmişti. Onu gördüm. Canımı hissettim. Onu sevdim. Can yerime koydum.…
Bizler bir yerde mutsuzsak hep oradan kaçmak isteriz. Sanki acılar bize değil oraya aitmiş gibi. Şimdi sorsam sizlere “Gidelim mi? ” diye, ardında bırakacakları olmayanlar bir saniye bile düşünmeden yola…
Çok şanslısın sen biliyor musun ? Dünyanın en iyi adamına sahipsin, benim sahip olamadığım adama Çabaladığım ama gözünün önündeki beni göremeyen O masumane bakıslara en güzel kalbe sahip olan bi…
Bir gün kalk ve sanki herşeyi ilk defa görüyormuşsun gibi hissetmeye çalış. Dünyayı, kuşları, sürekli bir ugraş içerisinde olan insanları, güneşi, gökyüzünün sonsuz güzelligine eşlik eden bulutları, paten kayan çocuklari,…
Okuldan, işten, dışarıdan geldiğinizde genelde hava karamış yorgun bir vaziyette kimsenin olmadığı karanlık boş bir ev sizi bekler. Önce ceplerinizi yoklar anahtarınızın yerini arar, cebinizden çıkartır ardından kapıyı açar içeriye…
Bir keresinde belediye otobüsünde aşık olmuştum. Orta bire gidiyordum ve yaşıtım kızların hepsinin işe yaramaz, ciddiyetsiz tipler olduklarına kanaat getirmiştim. Kırk beş dakikalık yolculuğumun ilk dakikaları ayakta duran iki kişiyi…